Evrenin Genişlemesi – Evren Neyin İçine Genişliyor?

Evrenin genişlediği gerçeği bugün modern kozmolojinin temel ön kabullerinden birisini oluşturmaktadır. Birisi evrenin genişlemesi hakkında konuşmaya başladığı vakit artık konu, kozmoloji alanının en çok çalışılan meselelerinden birine gelmiş demektir. İçinde yaşadığımız evrenin genişlediğinin keşfedilmesi, birçok bilim insanını derinden etkilemiş ve hatta kimisi yapılan keşiften şüphe bile duymuştu.

Evrenin genişlediği olgusu başlı başına şaşkınlık yaratan bir konuyken, evren nasıl ve neyin içine genişliyor gibi temel sorular da bugün insanların kafasını bir hayli karıştırmaya yetiyor. Evrenin nasıl genişlediğini açıklamak adına verilen örnekler olan “şişen balon analojisi” ya da “mikrodalga fırında kabaran kek örneği”, bu gerçeği anlayabilmek adına başvurulan misallerden sadece birkaçıdır.

Peki evrenin genişlemesi gerçekten şişen balon ya da kabaran bir kek örneğiyle anlaşılabilir mi? Yoksa bu olgu algımızın, sezgisel kavrayışımızın biraz ötesinde bir mevzu mudur?

Evrenin Genişlemesi Nasıl Açıklanır?

Klasik tanımı itibariyle evrenin genişlemesi, uzayda kütleçekimi kuvvetinin etkisi altında olmayan herhangi iki nokta arasındaki mesafenin zamanla artışı olarak anlaşılabilir. Evrenin genişlemesi, uzaydaki mesafe ölçüsünün kendisinin değiştiği gerçek bir genişlemedir. Uzayın içindeki galaksi ya da diğer cisimler sanılanın aksine hareket etmezler. Sadece aralarındaki boş uzay sürekli olarak genişlemektedir.

Bu genişleme tipi, metrik genişleme olarak adlandırılır. Matematik ve fizik alanında metrik ifadesi, mesafe ölçümü anlamına gelir ve evrenin içindeki mesafe anlayışının kendisinin değiştiğini ifade eder.

Görsel: Modern kozmolojiye göre galaksiler birbirinden uzaklaşma hareketi sergilemiyor. Daha ziyade evrenin kendisi her yöne doğru genişliyor.

Evrenin Metrik Genişlemesi Ne Anlama Geliyor?

Metrik, uzaydaki herhangi iki nokta arasındaki mesafelerin nasıl ölçüldüğünü matematiksel terimlerle ifade eden bir ölçüm kavramıdır. Örneğin Dünya üzerinde bir mesafe ölçümü yapacağımız zaman, cetvel gibi ölçüm aletlerimizle bu işi gerçekleştiririz. 1 metrelik bir mesafe, cetvel tarafından 1 metre olarak ölçülecektir. Ancak genişleyen evrendeki herhangi iki nokta arasındaki mesafeyi ölçmek için cetvel ya da herhangi başka bir ölçüm aleti kullanamayız.

Bunun sebebi cetveli oluşturan atomların bir arada durmasını sağlayan elektromanyetik ve diğer atom altı kuvvetlerdir. Evrenin genişlemesi bu kuvvetlere etki edemez ve cetvel, bu kuvvetler sayesinde evrenin aksine genişlemez. Evrenin genişlemesindeki durum, mesafe ölçeğinin kendisinin değişmesidir. Bir diğer ifadeyle, genişleyen evrendeki herhangi iki nokta arasındaki mesafe, genişlemeyen uzay bölgesindeki iki nokta arasındaki mesafeden farklı olacaktır. Bunu şu şekilde düşünsek herhalde yanlış olmaz:

Örneğin günlük hayattaki “1 metre” uzunluk, cetvellerimiz tarafından bir metre olarak ölçüldüğü için bir metredir. Ancak genişlemekte olan uzaydaki “1 metre” Dünya üzerindeki 1 metre uzunluktan farklı bir ölçüm olacaktır. Çünkü genişleyen evrende artık bilindik mesafe anlayışımızın kendisi de değişmiştir. Genişleyen bir evrende cetveli oluşturan atomlar, atomların arasındaki boşluk da uzayacaktır. Neticede her ne ölçüm aleti kullanırsak kullanalım genişleyen evrenle birlikte o da genişleyecektir.

Peki Genişleyen Bir Evrende Mesafe Algımız Nasıl Olmalıdır?

Öncesinde de bahsettiğimiz gibi evrenin genişlemesi, durağan bir evrenin içindeki galaksilerin birbirinden uzaklaşma hareketi değildir. Daha ziyade uzay-zaman dokusunun kendisinin bir genişlemesi, uzamasıdır. Örneğin uzaktaki bir galaksiyi düşünelim. Galaksiden çıkan ışığın bize ulaşması için ışığın öncelikle bizim ve o galaksi arasındaki genişleyen uzayı kat etmesi gerekmektedir.

Genişlemekte olan evreni tıpkı sürekli genişleyen bir pist üzerinde yarışan arabalara benzetebiliriz. Pistin genişleme katsayısını 4 olarak belirlersek pist, belirli bir süre geçtikten sonra 4 kat uzayacaktır. Yarış başladığı zaman pistin uzunluğu 100 metre olsun. Ancak pist sürekli genişlediğinden, yarış bittiği anda pistin uzunluğu 400 metre olacaktır. Bu nedenle yarış arabası, yarışı bitirdiği zaman 100 metreden daha fazla bir yol kat etmiş olacaktır. Buradaki örnekten yola çıkarak, sürekli uzayan bir pistten bahsederken karşımıza üç farklı mesafe kavramı çıkmaktadır:

  • Pistin uzunluğuna 100 metre diyebiliriz. Çünkü bu, yarış arabasının yarışa başladığı andaki pistin uzunluğudur.
  • Pistin uzunluğuna 400 metre de diyebiliriz. Çünkü yarış arabası bitiş çizgisine ulaştığı andaki pistin uzunluğu genişlediği için 400 metre olacaktır.
  • Arabanın yarış boyunca kat ettiği mesafeyi pistin uzunluğu olarak da belirtebiliriz. Bu uzunluk 100 metreden fazla olacaktır. Çünkü araba yarışa başlayıp bitirdiği zaman, pistin uzunluğu genişlediği için araba 100 metreden fazla yol kat edecektir. Ancak arabanın kat ettiği mesafe 400 metreden az olacaktır. Çünkü araba giderken arkasında pistin bir bölümünü geride bırakacaktır. Bu pistin geride kalan bölümü de genişlemeye devam edecektir fakat araba, bu genişlemeden etkilenmeyecektir. Sadece önündeki pistin genişlemesinden etkilenecektir.

Yukarıdaki örnekten de görebileceğimiz üzere genişleyen bir evrende, galaksilere olan mesafeyi belirlemeye çalıştığımızda karşımıza birden çok mesafe örneği çıkmaktadır.

Eğer “uzak bir galaksiden gelen ışığın bize ulaşması için 10 milyar yıl geçmiştir” ifadesini kullanırsak, yukarıdaki tanımlardan üçüncüsünü kast ederiz. Bu durumda ışığın o galaksiden çıkıp bize ulaşmasının 10 milyar yıl sürdüğünü kast etmiş oluruz. Böylelikle galaksinin 10 milyar ışık yılı uzaklıkta olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak birinci tanımı kullanırsak, galaksinin uzaklığının 10 milyar ışık yılından daha az olduğunu söylememiz gerekir. Yani galaksiden yayılan ışığın ilk defa yayıldığı anda, o galaksi ile bizim aramızdaki mesafeyi kast ederiz. Bu durumda galaksi ile aramızdaki mesafe 10 milyar ışık yılından daha az olacaktır.

Eğer ikinci tanımı kullanmayı seçersek galaksiye olan mesafenin 10 milyar ışık yılından daha fazla olduğunu söyleriz. Çünkü ışık bize ulaştığı ana kadar evren genişlemiş olacak ve galaksi ile aramızdaki mesafe 10 milyar ışık yılından fazla olacaktır. Ne kadar fazla olacağı ise evrenin genişleme hızına bağlıdır.

Görsel: Genişleyen evrende iki cisim arasındaki mesafe genişleme hızına bağlı olarak artmaktadır.

Evrenin Genişleme Hızı – Evren Ne Kadar Hızlı Genişliyor?

Evrenin genişlediğine yönelik yapılan ilk somut keşif Edwin Hubble tarafından, hız-kırmızıya kayma ilişkisi kullanılarak yapılmıştır. Hubble Kanunu olarak da bilinen bu ilişki, galaksilerin bizden uzaklaşma hızı ile yaydığı ışığın dalga boyundaki kırmızıya kayma olgusu arasındaki bir orantı olduğunu ifade eder.

Kırmızıya kayma olgusu, Doppler Etkisi’nin bir sonucudur. Tıpkı bir ambulans bizden uzaklaştıkça sireninin yaydığı ses dalgalarının uzayıp kulağımıza daha az ses gelmesi gibi, ışık da bir dalga olduğundan bizden uzaklaştıkça dalga boyu uzar ve enerjisi azalarak tayfı kırmızıya kayar. Astronomlar bu kırmızıya kayma olgusundan yararlanarak galaksilerden yayılan ışığı ölçerler ve tayfının ne kadar kırmızıya kaydığını tespit ederek galaksinin bizden ne kadar hızlı uzaklaştığını hesaplayabilirler.

Günümüzde, diğer galaksilerde meydana gelen, 1a tipi süpernovalar olarak bilinen süpernovaların parlaklığını ölçen astronomlar, ölçtükleri parlaklıktan yola çıkarak galaksilerin bizden ne kadar uzakta olduğunu hesaplayabiliyorlar. Bu uzaklıkları hesaplayıp, galaksilerden yayılan ışığın kırmızıya kayma miktarıyla kıyaslayarak, evrenin ne kadar hızlı genişlediğini bulabilmişlerdir. En son ölçümlere göre evren, megaparsek başına saniyede 73 kilometre hızla genişlemektedir. Bu ifade şu anlama geliyor: Gözlemciden her yöne 3.26 milyon ışık yılı uzaklığı kapsayan bir bölgede evren, saniyede 73 kilometre hızla genişliyor.

Evren Genişlediği Halde Galaksiler, Yıldızlar vs. Neden Genişlemiyor?

Evrenin megaparsek başına saniyede 73 kilometre hızla genişlediğinden bahsettik. Peki bu ne anlama geliyor? Evrendeki her iki nokta arasındaki mesafe, saniyede 73 kilometre hızla birbirinden mi uzaklaşıyor? Örneğin Dünya üzerinde herhangi iki konum arasındaki mesafe de mi bu hızla genişliyor?

Aslında durum pek de öyle değil. Zaten gördüğümüz üzere Dünya, bulunduğu uzay bölgesinde evrenin genişlemesine ayak uydurmamaktadır. Diğer gezegenler, yıldızlar vs. bu gökcisimleri de genişlemeye katılmadan olduğu yerde duruyorlar. Bunun sebebi kütleçekimi kuvvetidir. Kütleçekimi, maddelerin gezegen, yıldız ya da galaksi gibi gökcisimleri oluşturmasından sorumlu “toplayıcı” bir kuvvettir.

Maddeler bu şekilde oluştuğu ve kütleçekimi ile birbirlerine “kenetlendiği” zaman artık evrenin genişlemesinden etkilenmezler. Bu durumda kütleçekimi kuvveti, evrenin genişlemesine baskın gelmektedir diyebiliriz. Öte yandan gök cisimlerinin kütleçekimi kuvvetleri, etraflarında bulunan uzayı baskıladığı için bu bölgeler de evrenin genişlemesinden etkilenmemektedir.

Evrendeki galaksilerin çoğu birbirinden uzaklaşma eğilimi gösterse de bize en yakın galaksi olan Andromeda Galaksisi, Samanyolu’nun kütleçekimi etkisiyle bize doğru yaklaşmakta ve böylece evrenin genişlemesine uymayarak galaksimizden uzaklaşmamaktadır. Çünkü Samanyolu ile Andromeda Galaksisi arasındaki kütleçekimi kuvveti, evrenin genişlemesine üstün gelecek kadar baskın bir kuvvettir.

Görsel: Samanyolu Galaksisi’nin de içinde bulunduğu galaksi kümesi. Bu kümeyi oluşturan galaksiler, sahip oldukları kütleçekimi kuvveti nedeniyle birbirlerine doğru yaklaşmaktadır. Çok uzak bir zamanda ise birleşerek bir süper küme oluşturacakları öngörülüyor.

Samanyolu ve Andromeda’nın da içinde bulunduğu, Yerel Grup denilen galaksi kümesi, kozmolojik ölçekte birbirlerine yakın galaksiler barındırdığı için bu galaksiler birbirinden uzaklaşma eğilimi göstermezler. Ancak bu galaksi kümesinin ötesinde büyük bir boşluk olduğu için evrenin genişlemesi burada ölçülebilir bir seviyeye gelir.

Sonuç olarak kütleçekimi kuvvetinin baskın olduğu uzay bölgelerinde evren, genişlemeye tabi değildir. Ancak kütleçekimin olmadığı bölgelerde uzay, saniyede 73 kilometre hızla genişlemektedir.

Evren Işık Hızından Daha mı Hızlı Genişliyor?

Einstein’in ortaya koyduğu Özel Görelilik Teorisi, düz ve değişmeyen bir uzay bölgesi olan sabit bir referans çerçevesinde, bir cismin ışık hızından daha hızlı gitmesini yasaklamaktadır. Ancak Genel Görelilik Teorisi‘ne göre iki uzay bölgesi arasındaki mesafe, ışık hızından daha hızlı genişleyebilir.

Örneğin, Hubble Çapı’nın(14 milyar ışık yılı) daha ötesindeki galaksiler, yani evrenin başlangıcından beri ışığının bize ulaşamadığı galaksiler ile aramızdaki mesafe, ışık hızından daha hızlı genişlemektedir. Çünkü aramızdaki mesafe o kadar fazla ve buna bağlı olarak da evrenin genişlemesi o kadar çok olmuştur ki galaksiden yayılan ışık, evrenin genişleme hızını artık aşamaz ve böylece bize ulaşamaz.

Peki nasıl oluyor da evrenin genişleme hızı hem megaparsek başına saniyede 73 kilometre hem de ışık hızından hızlı olabiliyor? Bu durumu şu şekilde düşünebiliriz:

Örneğin iki galaksi arasındaki mesafe 4.300 megaparsek(130,000,000,000,000,000,000,000 kilometre), yani yaklaşık 14 milyar ışık yılı olsun. Evren 1 megaparsek mesafede saniyede 73 kilometre hızla genişliyorsa, 4.300 megaparsek mesafede saniyede yaklaşık 313.900 kilometre hızla genişleyecektir.

Yani aralarında 14 milyar ışık yılı uzaklık bulunan iki nokta arasındaki uzay bölgesi, ışık hızından hızlı genişleyecektir! İşte evrenin ışık hızından hızlı genişlemesinden aslında kast edilen budur. Yeteri kadar fazla mesafenin olduğu iki nokta arasındaki uzay bölgesi, ışık hızından hızlı bir şekilde genişleyebilir. Dolayısıyla evrende, bizden ışık hızından hızlı uzaklaşan galaksilerin varlığı mümkündür diyebiliriz.

Gerçekten Işık Hızından Hızlı Uzaklaşan Galaksiler Var Mıdır?

Yukarıda söylendiği gibi evrende, aralarında 4.300 megaparsekten fazla mesafe olan herhangi iki galaksi var mıdır? Bu soruya verilecek kısa cevap evettir. Günümüz kozmolojik modelleri, evrenin sonsuz bir büyüklükte olabileceğini ortaya koyuyor. Her ne kadar evrenin sonsuz büyüklükte olduğunu doğrudan kanıtlayamasak da evren, birbirlerinden ışık hızından hızlı uzaklaşacak galaksileri içinde barındırabilecek kadar büyük bir yerdir. En tutucu tahminlere göre gözlemlenebilir evrenin çapı, yaklaşık 93 milyar ışık yılıdır. Bu da demek oluyor ki evrenin bir ucundaki galaksi, diğer ucundaki galaksiden ışık hızından çok daha hızlı uzaklaşacaktır.

Peki bizim galaksimizden, yani Samanyolu’ndan ışık hızından hızlı bir şekilde uzaklaşan galaksileri görebilir miyiz? Evet görebiliriz. Bu noktada bizden ışık hızından hızlı uzaklaşan galaksileri nasıl görebildiğimiz konusunda biraz kafanız karışabilir. Ancak işin gerçeği biraz daha farklıdır. Yazının başlarında “evrendeki mesafe algımız” konu başlığı altında, evrende üç tür mesafe olabileceğinden bahsetmiştik.

Görsel: Günümüzde tespit edilen en uzak galaksi, 13.2 milyar ışık yılı uzaklıktadır. Bu görsel ise Hubble Uzay Teleskobu tarafından çekilmiş bir “Derin Alan” görüntüsü.

Bu mesafe örneklerinden birincisine göre, bir galaksiden ışık ilk defa yayılmaya başladığı anda galaksi ile aramızdaki mesafe, o galaksinin günümüzde bize olan uzaklığına göre daha az bir mesafe kat edecektir. Örneğin 13 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan bir galaksiden yayılan ışık, 13 milyar yıl önce yoluna başlamıştı. Ancak evren sürekli genişlediği için o galaksinin şu an 13 milyar ışık yılından daha uzakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Çünkü biz, o galaksinin günümüzdeki halini değil, 13 milyar yıl önceki halini görmekteyiz. Bu 13 milyar yıllık sürede galaksi o kadar çok uzaklaşmış olacaktır ki onun günümüzdeki görüntüsünü görmemiz artık mümkün değildir. Ancak biz, o galaksinin 13 milyar yıl önceki halini görmekteyiz. Bu nedenle ışık hızından daha hızlı bir şekilde uzaklaşan galaksileri de hala görebilmekteyiz. Fakat onların günümüzdeki görüntüsünü değil geçmişteki görüntüsünü, yani geçmişte yayılan ışığının kat ettiği uzay mesafesi için geçmesi gereken süre kadar önceki halini görürüz.

Bizden ışık hızından hızlı uzaklaşan galaksilerin var olduğu gerçeği bazı alışılmadık senaryolara sebep olabilir. Eğer evrenin bu şekilde sonsuza kadar genişleyeceğini kabul edersek şu çıkarımı yapabiliriz: Işık hızından hızlı uzaklaşan galaksiler, sonunda öyle bir noktaya ulaşacaktır ki artık o noktadan sonra yaydıkları ışık bize ulaşamayacaktır. Çünkü o noktada bulunan galaksi ile aramızdaki uzay bölgesi o kadar çok “uzamış” olacak ki ışığın bu mesafeyi kat edecek yeteri kadar süresi olamayacaktır.

Böylelikle bu galaksilerin görüntüsünün donduğuna, hatta yeteri kadar zaman geçtikten sonra galaksilerin bir daha asla görülmeyeceğine şahit olacağız. Bunun sonunda ise geriye çoğunlukla ışıktan yoksun, görünmeyen bir evren kalacaktır. Sadece kütleçekimi kuvvetinin bir arada tutabildiği yakındaki galaksiler gökyüzünde görünür olacaktır.

Bir Galaksinin Uzaklaşma Hızını Ölçtüğümüzde, Onun Şimdiki Genişleme Hızını Mı Ölçeriz Yoksa Işığının İlk Defa Yayılmaya Başladığı Zamandaki Uzaklaşma Hızını Mı?

Evrenin genişleme hızının megaparsek başına saniyede 73 kilometre olduğundan bahsetmiştik. Peki bu sayı gerçekte neyi ifade ediyor?

Örneğin 4.5 milyar ışık yılı uzaklıktaki bir galaksinin uzaklaşma hızını ölçmeye çalıştığımızı farz edelim. Bu 4.5 milyar yıllık sürede evren, önemli ölçüde genişleyecektir. Peki o galaksiye olan uzaklıktan bahsederken hangi uzaklığı dikkate almalıyız? Işığın yayılmaya başladığı anda o galaksiyle bizim aramızdaki uzaklığı mı? Yoksa ışığın bize ulaşması için 4.5 milyar yıllık süre boyunca kat ettiği uzaklığı mı? Yoksa galaksinin şu anki uzaklığını mı? Görüldüğü gibi galaksinin ne kadar uzakta olduğunu belirlemek için bu üç kriteri ayrı ayrı göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Bu karışıklıktan kurtulmak adına astronomların doğrudan ve kesin olarak ölçebileceği bir parametre vardır. Bu parametreye “kırmızıya kayma” denir. Bilindiği üzere ışık, genişleyen bir evrende yol aldıkça, evren hangi oranda genişlerse ışığın dalga boyu da o oranda uzayacak, yani kırmızıya kayacaktır.

Bu kırmızıya kayma miktarı, ışığın ilk defa yola çıkmaya başladığı andan tespit edilene kadar geçen sürede evrenin ne kadar genişlediğini kesin olarak verecektir. Astronomlar ışığın dalga boyundaki bu kırmızıya kayma oranına bakarak evrenin ne kadar genişlediğini ve ışığın kaynağına olan mesafeyi hesaplayabiliyorlar. Böylelikle bir galaksiye olan mesafe, ışığının ne kadar kırmızıya kaydığı ölçülerek bulunabiliyor.

Evren Neyin İçine Genişliyor?

Peki her şeyi anladık, “evren neyin içine genişliyor” şeklinde bir soru sorabiliriz. Bu soruya verilebilecek kısa cevap şöyledir: Eğer evren sonsuz büyüklükte ise o zaman herhangi bir şeyin içine genişleme zorunluluğu olmayacaktır. Çünkü sonsuz büyüklükte bir evren için böyle bir durumdan bahsetmek olanaksızdır. Eğer evren sonsuz büyüklükte değilse o zaman evrenin dışında bir şey var mı ya da evren neyin içine genişliyor sorusunu sormak pek de yanlış olmayacaktır.

 Burada şöyle bir örnek verebiliriz: Fırındaki pişen bir kekin genişlediğini düşünelim. Kekin neyin içine doğru genişlediği sorusunu sorarsak, onun etrafındaki boşluğa, yani uzaya genişlediği cevabını verebiliriz. Ancak evren neyin içine genişliyor sorusunu sorduğumuzda böyle bir cevap vermemiz pek de mümkün olmaz. Çünkü evren, genişlenebilecek ne kadar boşluk varsa hepsini kapsayan bir uzaydır. Evrenin ötesinde ne olduğu sorusunu cevaplamak için de evrenin sonuna ulaşmak gerekir ki bu da imkansızdır.

Görsel: Evrenin bir sınırı var mıdır?

Diyelim ki bir şekilde evrenin “sonuna” ulaştık. Evrenin sonu neye benzerdi? Bu sorunun da bir cevabı yok. Ancak bildiğimiz bir şey var ki evren bir sınıra sahipmiş gibi görünmüyor. Bilim insanları, evren her ne kadar sonsuz büyüklükte olmasa da bir sınırının olmadığı yönünde güçlü bir inanışa sahiptirler.

Bu görüşü şuna benzetebiliriz: Örneğin Dünya, boyutu itibariyle belirli bir sona sahiptir. Yani sonlu bir büyüklüğü vardır. Ancak küresel yapıda olduğundan Dünya’nın bir sınırı bulunmamaktadır. Evrenin bir sonu olup da sınırı olmadığı düşüncesini bu örneğe bakarak anlayabiliriz. Böylelikle evrende nereye yol alırsak alalım, tıpkı Dünya’da olduğu gibi önünde sonunda varacağımız yer başlangıç noktası olacaktır. Sonuç olarak evrenin bir sonu varsa bile bunu asla göremeyebiliriz.

Öte yandan eğer evren sonsuz büyüklükte ise herhangi bir şeyin içine genişlemek zorunda değildir. Sonsuzluk hakkında düşünmek çoğu zaman insanların kafasını karıştırır. Ancak basit bir matematik kullanarak verilen şu örnekle evrenin genişlemesine rağmen nasıl herhangi bir şeyin içine genişlemek zorunda olmadığını anlayabiliriz: Farz edin ki elinizde 1,2,3…. şeklinde başlayıp sonsuza kadar giden bir sayı listesi var. Sonrasında bu listedeki her sayıyı 2 ile çarptığınızı düşünün. Elde edeceğiniz sayılar bu sefer 2,4.,6… diye sonsuza kadar gidecektir.

Listedeki ardışık sayılar arasındaki “mesafe” ya da uzaklık bir iken artık iki oldu. Yani her ardışık sayı arasındaki fark ikiye çıktı. Ancak listenizdeki sayıların çokluğunun arttığını gerçekten söyleyebilir misiniz? İlk listedeki 1,2,3…. diye başlayan sonsuz sayı adedi, siz bu sayıları iki ile çarpınca artmış mı oldu? İlk listede de sayılar aynı miktarda sonsuza gidiyordu, ikinci listede de aynı miktarda sonsuza gidiyor.

İşte evrenin genişlemesine bu şekilde bakarsak evren neyin içine genişliyor sorusuna da bir cevap verebiliriz. Evren sonsuz büyüklükteyse genişlemeye devam etmesine rağmen herhangi bir şeyin içine genişlemek zorunda kalmayacaktır. Tıpkı sayı örneğimizde olduğu gibi. Eğer sayıların, evrendeki galaksiler arasındaki mesafeleri temsil ettiğini düşünürsek, mesafeler artsa da evrenin toplam boyutunun aslında değişmeyeceğini anlayabiliriz.

Sonuç:

Evren, onu nasıl algıladığımızdan bağımsız olarak genişlemeye devam ediyor. Her 3.26 milyon ışık yılı mesafede saniyede ortalama 73 kilometre hızla genişleyen evrenin, yeteri kadar uzak mesafeler arasında da ışık hızından hızlı bir şekilde genişleyebildiğini artık öğrenmiş bulunmaktayız.

Peki, evrenin genişlemesine sebep olan fenomen nedir? Bunun cevabını kimse bilmiyor. 1998 yılında astronomlar evrenin hızlanarak genişlediğini keşfettikleri zaman, bu genişlemeye sebep olan şeyi “karanlık enerji” olarak nitelemeye başladılar. Ancak karanlık enerjinin ne olduğu konusuna dair bilim insanlarının en ufak bir fikri bulunmamaktadır. Günümüzde kozmolojinin en büyük problemlerinden birisi olarak görülen karanlık enerjinin ne olduğu sorusu, gelecekte de bilim insanlarını bir hayli uğraştıracak gibi görünüyor.

Kaynaklar:

1- Wikipedia, “Expansion of the universe”. <https://en.wikipedia.org/wiki/Expansion_of_the_universe>. (Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2021)

2- Curious.Astro, “Cosmology & Big Bang”. <http://curious.astro.cornell.edu/the-universe/cosmology-and-the-big-bang>. (Erişim Tarihi : 8 Temmuz 2021)

Bir Yorum Yaz