Cabir bin Hayyan Kimdir? Modern Kimyanın Kurucusu

Cabir bin Hayyan, 721-813 yılları arasında yaşamış bir Müslüman bilim insanıdır. Kimya, simya, astronomi, felsefe dahil birçok konuda eserler yazarak büyük bir külliyatın sahibi olduğu söylenir. Bu çalışmaların çoğu, Ortaçag Avrupası’nda, Cabir’in Latince ismi olan Geber Külliyatı adı altında tercüme edilmiş ve Avrupa’nın büyük bir kısmına dağıtılmıştır. Her ne kadar Cabir bin Hayyan’a atfedilen bu eserlerin çoğunun, gerçekte onun eserleri olup olmadığı konusunda birtakım tartışmalar olsa da Cabir bin Hayyan, kimyaya yaptığı katkılarla modern kimyanın temelini atmıştır diyebiliriz.

Cabir bin Hayyan Hayatı

Cabir bin Hayyan, M.S 721 yılında İran’ın Horasan vilayetinin Tus şehrinde doğmuştur. Babası Hayyan Al-Azdi, Yemen’deki Azd kabilesinden olup bir ilaç yapımcısıydı. Al-Azdi, Emeviler’e karşı Abbasi isyanını desteklemiş ve bunun üzerine Cabir’in de doğduğu yer olan İran’a gitmişlerdir. Babası, Emeviler tarafından yakalanıp idam edilince aile Yemen’e taşınmıştır. Cabir bin Hayyan, âlim Harbi el-Himyari’nin vesayeti altında Yemen’de eğitim görmüştür. Abbasi Hanedanlığı iktidarı ele geçirince Küfe’ye geri dönen Cabir bin Hayyan, orada kimya, simya, eczacılık, felsefe, astronomi ve tıp alanlarında kendini geliştirmiştir.

Kimi yazarlara göre Cabir bin Hayyan felsefe üzerine 300, mekanik tasarımlar üzerine yaklaşık 1300 ve simya üzerine yüzlerce kitap yazmıştır. Sayıca bu kadar çok mevcut olan Arapça eserler, Câbir Külliyatı olarak bilinir. Ancak yaygın kanaata göre Câbir, bunların çoğunu kendisi kaleme almamıştır. Daha ziyade Cabir bin Hayyan’a atfedilen kitapların büyük bir kısmı, öğrencileri ve takipçileri tarafından sonradan yazılmıştır.

Bu şekilde düşünülmesinin nedeni, bir insanın ömrü boyunca bu kadar çok eser kaleme alabilmesinin imkansız olduğunun düşünülmesidir. Bazı uzmanlara göre Geber(Cabir) Külliyatı’ndaki eserler, muhteva bakımından Cabir bin Hayyan’ın yaşadığı dönem olan 8. ve 9.yüzyılı yansıtırken, kimileri de eserlerin içerdiği bilginin çok daha sonraki yüzyıllara ait olabileceğini söylüyor.

Cabir bin Hayyan’ın kitaplarının birçoğu Ortaçağ’da Latince’ye çevrilmişti. Önemli kitaplarının arasında Kitab al-Zuhra (Venüs Kitabı), simya üzerine çalışmalarının bir derlemesiydi. Cabir bin Hayyan bu kitabı Abbasi halifesi Harun Reşid’e adamıştır. Kitab al-Kimya(Kimya Kitabı), Kitab Al Sabe’en(Yetmiş Kitap) gibi kimya üzerine yazdığı kitaplar Latince’ye ve diğer dillere de çevrilmişti.

Cabir bin Hayyan tarafından yapılan bu çalışmalar, hiç şüphe yok ki Batıda kimya ile ilgili çalışmaları derinden etkilemişti. Deneysel yöntemin kullanılmaya başlaması, nitrik ve sülfürik asit gibi maddelerin üretilmesi şeklindeki kimyasal süreçlerin çoğu Cabir bin Hayyan sayesinde mümkün olmuştur.

Cabir bin Hayyan’ın Kimya’ya Katkıları

Câbir bin Hayyan’a atfedilen teknikleri, süreçleri ve teorileri, Cabir’in Latince ismi olan Geber adı altında yapılmış çalışmalardan ayırmakta fayda var. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi, bu Latince isim altında Cabir’e atfedilen fakat gerçekten ona ait olup olmadığı bilinmeyen onlarca çalışma mevcuttur. Cabir bin Hayyan’ın bilime yaptığı katkıları ve çalışmalarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Deney ve deneyimden kazanılan pratik bilginin önemini vurgulamıştır.
  • Sadece materyallari değil, ayrıca hayvan ve bitkileri de kapsayacak şekilde varlıkları kategorilendirmiştir.
  • Evreni anlama konusunda sayıların önemine dikkat çekmiştir. Özellikle 17 ve 28 sayıları Cabir bin Hayyan’ın sisteminde özel bir önem taşır.
  • Maddelerin özelliklerini belirlemede “denge prensibinden” yararlanmıştır. Bu prensip, maddelerin gerçek yoğunluklarını belirlemede ya da diğer maddelerin içindeki oranını tespit etmede kullanılıyordu.
  • Cabir bin Hayyan maddenin sıcak,kuru,ıslak,soğuk şeklinde 4 niteliği olduğunu söylemişti.
  • Bunların dışında canlılık gibi doğal yollardan oluşan maddelerin yapay olarak tekrar “üretilebileceğini” de savunmuştu.

Cabir bin Hayyan’ın Asitlerle İlgili Çalışmaları ve Bilime Katkıları

  • Nitrik ve sülfürik asidin üretilmesi
  • Güherçile(potasyum nitrat) ve kurşun aracılığıyla diğer metallerden altının ayrıştırılması
  • Civanın saflaştırılması
  • Kül suyu ve diğer bazlar gibi maddeleri adlandırmak için alkali kelimesini ilk defa kullanması
  • Şapın ısıtılmasıyla sülfürik asit elde edilmesi
  • Amonyum klorid ve nitrik asidi karıştırarak altını çözebilen bir çözeltinin elde edilmesi: aqua regia
  • Kristalleştirme yöntemiyle maddelerin saflaştırılması
  • Arsenik asidinin keşfi
  • Farklı maddelerin değişen miktarlarda sülfür ve civa içerdiğini söylemesi

Cabir bin Hayyan’ın Geber ismine atfedilen bu ve daha nice çalışmaları su banyosu, fırın, filtre ve damıtma sistemleri gibi laboratuvar ekipmanlarının da gelişmesine katkı sağlamıştır.

Cabir bin Hayyan ayrıca elementleri, bugünde kullandığımız bir tasnif olan metaller-ametaller şeklinde sınıflandırmıştır. Bu şekilde üç kategori öne sürmüştü:

  • Isınma yoluyla buharlaşan spirit ya da “öz”, “cevher”. Bu maddeye örnek olarak arsenik, kâfur, kükürt, sülfür, amonyak ve amonyum klorid verilebilir.
  • Metaller: Altın, gümüş, kurşun, bakır, demir ve kalay.
  • Metal olmayan, baruta da dönüşebilen ametaller: Örneğin taşlar.

Söylediğimiz gibi Cabir bin Hayyan’ın metal ve ametal arasında yaptığı bu ayrım günümüzde de kullanılmaktadır. Cabir bin Hayyan, 20’nin üzerinde temel kimyasal laboratuvar ekipmanını kullanmasıyla da bilinir. Ayrıca belli başli kimyasalları keşfetmiş(nitrik, hidroklorik, sitrik, tartarik asitler) ve damıtma, süblimleştirme, kristalleştirme, kalsinasyon ve buharlaştırma yöntemlerine de katkıda bulunmuştur. Bu yöntemler, günümüzde icra edilen kimya biliminin temel yöntemleridir diyebiliriz.

Câbir’e göre doğadaki elementler, farklı oranlarda kükürt ve sülfür içeriyorlardı. Kimisinde kükürt, kimisinde ise sülfür, içerdiği oran bakımından daha fazla bulunuyordu. Fakat bu elementler, onları bu isimleriyle bildiğimiz elementler değildi. Daha ziyade bu elementlerin doğada bulunan en yakın benzerleriydi. Cabir bin Hayyan, bu durumu kitabında şöyle izah ediyordu:

Metaller, özünde kükürt ve sülfürden oluşur. Bu iki maddeden farklı oranlarda içerdikleri için de birbirlerinden nitelik olarak farklıdırlar. Sülfür oranının metallerde farklı olmasının sebebi de topraktaki süreçler ve toprağın Güneş’e göre konumundan kaynaklanır.

Cabir bin Hayyan’ın bu gibi çalışmaları, Razi gibi sonraki dönemde yaşamış müslüman kimyacılar için bir örnek teşkil etmiştir. Öte yandan yazdığı kitaplar Ortaçağ Avrupası’nda yaşamış kimyacıları da etkilemiştir. Böylece bakır ve kalay gibi elementlerin altına dönüştürülebileceği yöntem arayışı için sembol niteliğinde olan “filozof taşını” bulmaya çalışmalarına bir gerekçe oluşturmuştur. Ortaçağ kimyagerleri, Cabir bin Hayyan’ın eserlerinden önemli ölçüde teorik ve pratik bilgi edinmişlerdir.

Görsel : Cabir Bin Hayyan’ın kitabından bir bölüm

Cabir bin Hayyan Neyi Buldu?

Câbir bin Hayyan, sahip olduğu kimya bilgisi ile birçok kimyasal yöntem bulmuştu: Çelik ve diğer metalleri yapmak, paslamayı önlemek, altını işlemek, pigmentlerin ve diğer metallerin kimyasal analizini yapmak gibi süreçler bunların bazıları olarak sayılabilir.

Bunların yanında cam yapımının kullanımında manganez dioksitin kullanımını geliştirmiştir-günümüzde de hala kullanılan bir yöntem-. Cabir bin Hayyan, kaynamakta olan şarabın yanıcı bir buhar çıkarttığına dikkat çekmişti. Bu buluş ise el-Razi’nin etanolü keşfetmesine yol açmıştır.

Bunlara ek olarak bir metali ısıtmanın, ağırlığını arttıracağını da keşfeden Cabir, ayrıca gümüş nitrat üzerindeki ışığın karartıcı etkisiyle ilgili yaptığı deney ile birlikte negatif fotoğraf tekniği fikrinin erken bir habercisi olarak görülebilir.

Cabir bin Hayyan, bilimde deney yapmanın önemini anlamış ve bunu eserlerinde belirtmişti:

Kimya ilminin ilk koşulu, pratik çalışmalar yapmanız ve deneyler gerçekleştirmenizdir. Deney ve pratik çalışmalar icra etmeyenler hiçbir zaman kimya ilmine vakıf olamaz.

Ortaçağda, Cabir bin Hayyan’ın kimya üzerine yazdığı eserler Latince’ye çevrilmiş ve Avrupalı kimyacılar için standard kitaplar olarak görülmüştü. Bu kitapların arasında Kitab al-Kimya, Kitab al-Zuhra gibi eserler, çeşitli isimlerle piyasaya sürülüyordu.

Cabir bin Hayyan’ın Simyaya Katkıları

Simya, kalay ve kurşun gibi değersiz elementleri altına dönüştürmek üzere çalışılan bir alandı. Modern bilime göre, bir elementi başka bir elemente dönüştürmek günümüz koşullarında bile devasa teknolojik zorluklar gerektiriyorken, antik dönemlerden 19.yüzyıla kadar, insanlar simyayı kullanarak elementleri dönüştürebileceğine inanıyordu. Cabir bin Hayyan’ın yazma eserlerinin çoğu ise simyaya adanmıştı. Ancak kullandığı sistem, aynı konu üzerinde çalışan insanların kullandığı teknikten farklı birtakım özelliklere sahipti.

Cabir bin Hayyan’ın simya araştırmaları görünüşe göre nihai hedef olan “takwin“, yani yapay olarak canlılığın yaratılması etrafında şekilleniyordu. Taşlar Kitabı, bir laboratuvar ortamında akrepler, yılanlar ve hatta insanlar gibi canlıların yapay olarak yaratılması için birkaç tarif içerir.

Cabir’in simya araştırmaları teorik olarak, Pisagorcu ve Neoplatonik sayı sistemlerine dayanıyordu. Elementlerin özellikleri, isimlerinde mevcut olan Arap ünsüz harflerine atanmış sayı değerleriyle tanımlanıyordu.

Aristotelesçi fiziğe ek olarak, Câbir bin Hayyan sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve yaşlık olmak üzere maddenin dört özelliğini eklemiştir. Her Aristotelesçi element, bu dört nitelikle tanımlanıyordu: Ateş sıcak ve kuruydu; toprak soğuk ve kuru; su soğuk ve ıslak; hava ise sıcak ve ıslaktı.

Cabir bin Hayyan Simyacı Mıydı?

Madenlerde ise bu özelliklerin ikisi içsel, ikisi dışsaldı. Örneğin kurşun, soğuk ve kuruydu. Altın ise sıcak ve ıslaktı. Bu nedenle, bir madenin sülfür-kükürt bileşenine bakıp onun içsel özelliklerini tekrar düzenleyerek farklı bir madenin oluşturulabileceğini iddia ediyordu. Cabir bin Hayyan’ın bu teorisi, iksir(madenlerin dönüşümünü mümkün kılacak öz) arayışının temel başlangıç noktası görülüyor. Daha önce de bahsedildiği gibi Batı simyasında bu iksir, filozof taşı ismiyle bilinecekti. Cabir bin Hayyan’ın bu yönüyle de bir simyacı olduğunu söyleyebiliriz.

Cabir bin Hayyan’ın geliştirdiği bu teoriye göre iksiri oluşturan maddeler sadece madenleri içermiyordu. Daha ziyade bazıları bitki, hatta hayvan maddelerinden oluşuyordu. Doğadaki bu üç madde türü(bitki, hayvan ve madenler), tüm doğal cisimlerde bulunan temel niteliklerin olması gereken orandaki bir karışımını elde edecek şekilde bir araya getirilebilirdi.

Nihai hedef ise her maddenin temel niteliklerinin ve kendine has özelliklerinin sayısal olarak ifade edilebildiği, doğadaki bütün maddelerin bir kataloğunun oluşturulmasıydı. Böyle bir arayış, Cabir bin Hayyan tarafından mizān(denge) olarak adlandırılıyordu.

İfade ettiği tamamen bu bilimsel anlamının ötesinde olan terim, Cabir’in dünya görüşünün temel bir prensibini oluşturur: mizān al-hurūf ya da “harflerin dengesi”. Bu ifade, Arap alfabesindeki 28 harfin(4×7) dört tane nitelik(kuru,soğuk,sıcak,ıslak) ile olan ilişkisini açıklar.

28 sayısı sadece 7’nin katı değil, aynı zamanda 1-3-6-10-15-21-28 aritmetik dizisindeki 7.sayıdır. 28, bütün pozitif bölenlerinin(1,2,4,7,14) toplamına eşit olduğu için aynı zamanda bir mükemmel sayıdır. Cabir bin Hayyan bu sayı dizisinden ayrı olarak 1-3-5-8 serisini de kullanmıştır. Bu sayıları topladığımız zaman 17 sonucunu elde ederiz ki 17 sayısı, Cabir’in denge teorisinin temelini oluşturur. Cabir, denge teorisiyle evrendeki her maddenin oluşumunu idare eden evrensel bir dengeden bahsetmektedir.

Mirası:

Cabir bin Hayyan ismi, sonraki yüzyıllarda simyadaki en ünlü isim olacaktı. Kindi, Razi, Tuğrai dahil 9-13.yüzyıllar arasında yaşamış kendinden sonraki simyacıları derinden etkileyecektir. Ayrıca Avrupalı simyacılar da onun eserlerinden ziyadesiyle istifade edecektir.

Bugüne kadar Cabir bin Hayyan’ın çalışmalarının çok azı incelenmiş ve yayınlanmıştır. Çok daha azı ise şu an tercüme faaliyeti içindedir. Cabir’in genel olarak bilime yaptığı katkının derinliğini ve boyutunu anlamak için çok fazla çalışmanın yapılmasına ihtiyaç olduğu açık bir husustur.

Cabir bin Hayyan’ın Eserleri

Cabir bin Hayyan’ın yazdığı eserler dört kategoride incelenebilir:

  • Yüz On İki Kitap(al-Kutub al-miʾa wa-l-ithnā ʿashar): Halife Harun Reşid’in vezirine ithafen yazılmış kitaplardır. Ortaçağ’da Latince’ye çevrilmekle birlikte Batılı simyacılar arasında ünü hızla yayılmıştır.
  • Yetmiş Kitap(Kitab Al Sabe’en): Bu kitap grubunun çoğu Ortaçağ döneminde Latince’ye çevrilmiştir.
  • Tashih Üzerine On Kitap(al-Muṣaḥḥaḥāt al-ʿashara): Pisagor, Sokrates, Platon, Aristoteles ve Demokritos gibi “simyacıların” tanıtıldığı kitaplardır.
  • Denge Üzerine Kitaplar: Bu grup ise Cabir’in en ünlü teorisi Doğadaki Denge Teorisi’ni açıklar.

Kaynaklar:

1- Wikipedia, “Jabir ibn Hayyan”

2- Britannica, “Âbu Mūsâ Jâbir ibn Hayyân”

3- Annals of Saudi Medicine, “Jabir ibn Hayyan”

4- New World Encyclopedia, “Jabir ibn Hayyan”

5- Encyclopedia, “Jâbir ibn Hayyân”

Leave a Reply