Uranüs Gezegenini Kim Keşfetti? Uranüs’ün Keşfi

Uranüs, keşfi tesadüflere dayanan, ama aynı zamanda tarihte kimin tarafından keşfedildiğini bildiğimiz ilk gezegen. Eğer gerçekten gözleriniz iyi görüyorsa ve ışık kirliliğinin olmadığı bir yerdeyseniz, gökyüzünde nereye bakacağınızı bildiğiniz sürece teleskop olmadan Uranüs’ü çıplak gözle görebilirsiniz.

Parlaklığı neredeyse görme sınırında olan Uranüs, doğru koşullar altında ve gökyüzünde hangi bölgeye bakılması gerektiği bilindiği sürece gözlemlenebilir. Binlerce yıl boyunca astronomlar da tam olarak bunu yapıyorlardı. Fakat Uranüs gezegenini küçük bir ışık noktası olarak gözlemleyen astronomlar, onun bir yıldız olduğunu sanıyordu.

Güneş Sistemimiz’deki gezegenlerin keşfedilmesi serüveninin iki ayrı safhaya ayrıldığını söyleyebiliriz. Uranüs gezegeninin keşfi de bu iki evre arasındaki sınırı belirten keşiftir. Gezegenlerin keşfedilme sürecindeki ilk evre kayıtlı tarihten önce başlamıştı. Geçmiş zamanlarda çıplak gözle görülebilen sadece beş gezegenin olduğu biliniyordu.

Neredeyse her kültür, bugün Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn olarak bildiğimiz gezegenleri gökyüzünde tanıyordu. Bu 5 gök cismi, Antik Yunanlar tarafından planetes, yani “gezgin yıldızlar” olarak isimlendirilmişti. Böyleydi çünkü yıldızların gökyüzünde değişmeyen konumlarına karşın, gezegenler bu yıldızlara göre hareket ediyor gözüküyordu.

1543 yılında Nicolaus Copernicus‘un ölümüne kadar Dünya’mız, gezegenlerden biri olarak görülmüyordu. Onun yerine Dünya’nın evrenin merkezi olduğu; Güneş, Ay, gezegenler ve yıldızların onun etrafında döndüğü düşünülüyordu. Bunun yanında hiç kimse 5 gezegenin dışında başka bir gezegenin de olabileceği ihtimalini belki de aklına getirmemişti.

Fakat günümüzde biliyoruz ki keşfedilen gezegenler Uranüs, Neptün ve diğer cüce gezegenler de dahil Güneş Sistemimiz bir hayli kalabalık durumda. Uranüs gezegeninin keşfiyle başlayan bu evre, gezegenlerin keşif sürecinin ikinci evresinin başladığına işaret etmektedir.

Uranüs Keşfedilmeden Önce Defalarca Gözlemlenmişti

Uranüs gezegeninin gece göğünde gözlemlendiğine ilişkin ilk kayıtların, Antik dönemlere kadar uzandığı görülmektedir. Milattan önce 2.yüzyılda yaşamış Yunan astronom Hipparkos, hazırladığı yıldız kataloğunda Uranüs gezegenini de muhtemelen bir yıldız olarak belirtmişti. Bu kataloğu ise sonradan Batlamyus, Almagest isimli ünlü eserinde kullandı ve bu eser, bin yıldan uzun bir süre boyunca Müslüman ve Batılı astronomlar tarafından astronomi alanında baş ucu kitabı olarak görüldü. 17. ve 18.yüzyıllara gelindiğinde ise astronomlar tarafından yapılan gözlem kayıtlarında Uranüs, hala bir yıldız olarak nitelendiriliyordu.

Görsel: Gökyüzünde tıpkı sönük bir yıldız gibi görünen Uranüs, insan gözünün görme sınırında bulunmaktadır.

Yüzyıllar boyunca gözlemlenmesine rağmen Uranüs, 1781 yılına kadar “gezegen” olarak keşfedilmemişti. Bu keşfe layık olacak kişi ise bir müzisyen, matematikçi ama her şeyden önce bir astronom olan William Herschel’di. Aslen Alman olan William Herschel, 1738 yılında müzisyen bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmişti. Babası onu Fransa ile Yedi Yıl Savaşları’ndan çıkan İngiltere’ye göndererek bir kariyer yapmasını istiyordu. Herschel İngiltere’de kısa bir süre zarfında İngilizce öğrenmiş, Bath isimli refah İngiliz şehrinde bir müzisyen olarak işe başlamıştı.

Ancak Herschel sadece müzikle yetinmeyerek matematik, trigonometri, mekanik, optik ve astronomi alanlarında da kendisini geliştirmekten geri kalmadı. Özellikle de astronomiye olan merakı, onun bu alanda devrimsel bir keşif yapmasında büyük bir rol oynayacaktır.

1767 yılında Herschel, küçük teleskobuyla gece göğünü gözlemlemeye başlar. Fakat teleskobunun kalitesi iyi olmadığı için istediği gözlemleri yapamaz. Yaşadığı dönemde büyük teleskoplar da henüz mevcut olmadığından geriye tek bir çaresi kalır: Kendine bir teleskop yapmak. Bu yüzden kendi teleskobunu yapmaya karar veren Herschel, erkek kardeşi Alexander ve kız kardeşi Caroline’nin de yardımıyla dünyanın o zamana kadar gördüğü en büyük teleskobu inşa ederler. Bu teleskop ise 18.yüzyılın gece gökyüzünün en çetrefilli gizemlerinden birini ortaya çıkaracaktır.

Herschel gökyüzünde birçok farklı cismi gözlemliyordu. Çift yıldızları, nebula denilen garip görünümlü bulutsuları teleskobunun kapsamına alan Herschel, tıpkı böcekleri ve bitkileri toplayan ve onları kategorileştiren doğa bilimcileri gibi gök cisimlerini “topluyor” ve onları sınıflandırıyordu. Ancak onun döneminde yaşayan astronomların işi, sadece yıldız katalogları oluşturmak ve gök cisimlerinin hareketlerini Kütleçekim Yasası’na göre hesaplamaktan ibaretti. Bu yönüyle Herschel’in gözlem amacının, diğer astronomlardan bir hayli farklı olduğu söylenebilir.

William Herschel ayrıca Ay’ı, Güneş’i ve gezegenleri de gözlemliyordu. Hatta zamanının birçok insanı gibi o da bu gök cisimlerinde birtakım canlıların yaşadığına inanıyordu. Çünkü o dönemin anlayışına göre Tanrı, diğer dünyalarda birtakım zeki canlılar yaratmış olmalıydı. Herschel bu inanışa sahip olarak Ay’ı, Güneş’i ve gezegenleri gözlemleyerek birçok geceler geçirmişti.

Görsel: William Hershcel’in Uranüs gezegenini keşfettiği 12 metrelik dev teleskobu, 50 yıl boyunca Dünya’nın en büyük teleskobu olarak kalmıştı.

Bir Kuyrukluyıldız mı, Yoksa Bir Nebula Mı?

13 Mart 1781 yılının akşamı, yine nebula bulutsularını ve yıldızları gözlemlerken 42 yaşındaki William Herschel, 6.2 inçlik reflektör teleskobuyla beklemediği bir şey görmüştü. İkizler Takımyıldızı bölgesinin yakınlarını gözlemlerken, yıldıza benzer büyük bir cisim fark etti. “İkizler burcu bölgesinde küçük yıldızları incelerken, dikkatimi diğerlerinden daha büyük gözüken bir şey çekti.” diyordu Herschel.

Hem parlaklığında hem de görünür boyundaki farklılığa bakınca Herschel ilk olarak bir kuyrukluyıldız keşfetmiş olduğunu düşündü. Bu yeni keşfini hemen diğer astronomlara duyurmak istedi. Fakat astronomların Herschel’in teleskobu kadar iyi bir teleskobu olmadığı için “kuyrukluyıldızı” gözlemlemeleri çok zordu. Ancak sonradan o “kuyrukluyıldızı”, hem İngiliz hem de Fransız astronomlar görmeyi başarmıştı. Diğer yandan Herschel’in bu kadar sönük bir cismi nasıl görebildiklerine hayret ediyorlardı.

Dört gün sonra William Herschel aynı cismi tekrar gözlemledi. Fakat ortada garip bir durum vardı. Bir kuyrukluyıldızın bu kadar belirli bir görüntüsü olduğu için Herschel’in kafası karışmıştı. Ayrıyeten kuyrukluyıldızlara has o meşhur uzun, gazlı kuyruktan da yoksun gibiydi bu “kuyrukluyıldız”.

Bulgularını Kraliyet Topluluğu ve yakın arkadaşı Kraliyet Astronomu Nevil Maskelyne ile paylaşan Herschel, masasının üzerindeki sönük mum ışığı altında şunları yazıyordu: “Gördüğüm şey ya bir kuyrukluyıldız ya da nebula yıldızı.” Fakat Herschel sonradan bunun bir kuyrukluyıldız olduğu sonucuna vardı. Çünkü cisim birkaç gün boyunca gökyüzünde hareket etmiş gözüküyordu.

Herschel bunları yazdıktan sonra 23 Nisan 1781’de Nevil Maskelyne’den şu cevabı aldı: “Bu cisme ne diyeceğimi bilmiyorum. Neredeyse dairesel bir yörüngede Güneş’in etrafında dönen bir gezegen olma ihtimali, çok basık bir yörüngede hareket eden bir kuyrukyıldız olma ihtimali kadar yüksek. Bunun yanı sıra arkasında bir kuyruk ya da ona benzer bir şey de görmüş değilim.”

Herschel yaptığı keşfi Kraliyet Topluluğu’na sunduğu zaman, onun bir kuyrukluyıldız olduğu görüşünü savunmaya devam etmişti. Fakat ayrıca onun bir gezegene de benzediğini düşünüyordu. İşte Kraliyet Topluluğu ve Kraliyet Astronomi Topluluğu Dergisi tarafından yayınlanan William Herschel’in sözleri şöyleydi:

Bildiğim kadarıyla yıldızların boyutu, gezegenlerin aksine teleskobun büyütme gücü arttıkça büyümez. Bu nedenle teleskobun büyütme gücünü arttırdığım zaman kuyrukluyıldızın görünür çapı, büyütme gücüne oranla artmıştı. Böyleyken yıldızların çapı aynı oranda artmamıştı. Bu ve bunun gibi örnekler, keşfettiğim şeyin bir kuyrukluyıldız olduğunu göstermektedir.

Kuyrukluyıldız Sanılan Cisim Aslında Bir Gezegendi: Uranüs

Ancak ortada bir sorun vardı. Keşfedilen cismin çok parlak olması, kuyrukluyıldızın Güneş’e oldukça yakın olması gerektiğini gösteriyordu. Fakat Güneş’e bu kadar yakın bir kuyrukluyıldız, gözlemlenen hızından çok daha büyük bir hızla hareket etmek zorundaydı. Buna ek olarak kuyrukluyıldızın bir kuyruğa sahip olduğu da görülmüyordu.

Sonraki birkaç ay boyunca İsveçli astronom Anders Lexell, Fransız astronomlar Jean-Baptiste Saron ve Pierre Laplace, keşfedilen cismin yörünge özelliklerinin, kuyrukluyıldızdan daha çok bir gezegene benzediğini göstermek üzerine çalışmışlardı. Sonunda cismin yörüngesinin neredeyse dairesel olduğunu ortaya çıkardılar. Tıpkı bir gezegenin yörüngesi gibi. Bu yörüngeye dayanarak yapılan hesaplar, Herschel’in “kuyrukluyıldızının” aslında bir gezegen olduğunu gösteriyordu. Bu, kayıtlı tarihin başlangıcından beri keşfedilen ilk gezegendi!

Görsel: Uranüs gezegeninin kaşifi William Herschel.

Henüz ismi konulmayan bu gezegenin keşfi, astronomi camiasını ve dünyayı derinden sarsmıştı. Yüzyıllar boyunca en seçkin astronomlar bile sadece 5 gezegenin var olduğunu sanıyordu: Güneş ile neredeyse kucaklaşan Merkür’den, uzak diyarlardaki Satürn’e kadar yalnız 5 gezegen vardı. Şimdi ise 6.gezegen keşfedilmişti. Uranüs gezegeninin yörüngesine ilişkin yapılan hesaplar ise bu gezegenin, Satürn‘ün Güneş’e uzaklığından 2 kat daha uzakta olduğunu ortaya çıkarmıştı. Yalnızca bir gecede Herschel, Güneş Sistemi’nin bilinen boyutlarını ikiye katlamıştı.

Herschel’in bu gezegeni keşfi ona aniden bir şöhret kazandırdı. İngiltere kralı III.George, yaptığı bu keşif üzerine Herschel’a para ödülü vermiş, bunun yanı sıra yıllık bir maaş ödemeyi de vaat etmişti. Bu da artık para kazanmak için müzisyenlik yapmayacağı ve tam zamanlı olarak astronomiye geri döneceği anlamına geliyordu. Herschel ayrıca Londra Kraliyet Topluluğu’na da seçilmişti.

Uranüs İsmi Nereden Geliyor?

Sıra keşfedilen bu gezegeni isimlendirmeye gelmişti. Gelmişti gelmesine fakat yeni gezegeni adlandırma işi sanıldığı kadar da basit değildi aslında. Astronomlardan bazıları gezegene, kaşifinin isminin verilmesi gerektiği kanaatindeydiler. Öte yandan Herschel, Britanya Kralı III.George’a ithafen, gezegene Georgium Sidus yani “George Yıldızı” isminin verilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu kararını, Joseph Banks’a yazdığı bir mektupta şöyle dile getirmişti:

Antik çağların o eşsiz dönemlerinde, kahramanların ve ilahi varlıkların isimleri olacak şekilde gezegenlere Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn adları verildi. Felsefi düşüncenin hakim olduğu günümüzde ise yeni keşfedilen gezegene aynı yöntemle isim verme geleneği pek uygun olmazdı. Böyle bir durumda izlenecek yol, kronolojik olmalıdır. Eğer gelecek nesiller, “Şu son keşfedilen gezegen ne zaman keşfedildi? diye soracak olurlarsa, cevabı da şöyle verilecektir: “Kral III.George’un hükümdarlığı zamanında.”

Herschel, gezegenin isminin George Yıldızı olmasını teklif ediyordu. Ancak bu isim, İngilizler hariç hiç kimseyi memnun etmeyecekti. Çünkü keşfedilen gezegene bir İngiliz ismi vermek, dünya üzerindeki İngiliz emperyalizminin gökyüzüne kadar uzanması demekti. O dönemlerde gezegenlerin de tıpkı Dünya gibi yaşama ev sahipliği yaptığına inanılması, bu düşüncenin ne kadar doğru olduğunu gözler önüne seriyordu.

Alman astronom Johann Elert Bode ise gezegenlere mitolojideki tanrıların ismini verme geleneğinin devam ettirilmesi önerisini sunmuştu. Normalde Satürn’e kadar olan gezegenlerin hepsi, isimlerini Roma mitolojisindeki tanrılardan alıyordu. Uranüs ise bir Antik Yunan tanrısıydı ve Satürn’ün Antik Yunan mitolojisindeki karşılığı Cronos’un babası, Jüpiter’in ise Yunan mitolojisindeki karşılığı Zeus’un büyükbabasıydı. Böylelikle Johann Elert Bode, yeni keşfedilen gezegene Uranüs isminin verilmesini uygun görüyordu. Bu bakımdan Uranüs gezegeni, ismini Antik Yunan tanrılarından alan ilk gezegen olacaktı.

1789 yılında ise Bode’nin Kraliyet Akademisi’ndeki meslektaşı Martin Klaproth, yeni keşfettiği elementi “uranyum” olarak isimlendirerek, gezegene Uranüs adının verilmesi önerisine bu şekilde destek olmuştu. Artık Bode’nin isim önerisi geniş ölçüde kullanılmaya başlanmıştı ve nihayet 1850 yılında HM Denizcilik Almanak Ofisi, resmi olarak Uranüs ismini kullanmaya başladığı zaman da evrensel olarak Uranüs adı kabul edilecekti.

Uranüs Gezegeninin Keşfinin Sonuçları

Yeni keşfedilen gezegenin ismi her ne olursa olsun, Kral III.George bu durumdan çok memnundu. Herschel’in Uranüs gezegenini keşfinin bir sonucu olarak Kral, Herschel’e şövalye nişanının verilmesini layık görmüştü. Artık Herschel, hayatını idame ettirmek üzere müzisyenlik işini yapmak zorunda değildi ve böylece bütün zamanını ve dikkatini, gökyüzünü incelemeye adayacaktı. Ancak Herschel’e göre Uranüs’ü keşfetmesi, onun kariyerindeki zirve noktası değildi. Aksine, bağımsız olarak gözlem yapabilmesine imkan verecek maddi gücü kazandıran talihli bir olaydı sadece.

Daha önce de bahsedildiği gibi William Herschel, zamanının astronomlarından çok farklı bir astronomdu. O dönemde birçok astronomun hedefi gezegenlerin ve yıldızların pozisyonlarını kaydetmek ve bunları matematiksel olarak hesaplamaktan ibaretti. Ancak Uranüs gezegeninin kaşifi Herschel, gök cisimlerinin bizzat kendisiyle daha çok ilgiliydi. Çünkü Ay’ın, Güneş’in ve gezegenlerin tıpkı Dünya gibi yaşama ev sahipliği yaptığına ciddi olarak inanıyordu.

Bu inanış diğer insanlar tarafından da destek bulmuştu ve hatta politik bir konu haline bile gelmişti. 1781 yılında Herschel, Uranüs gezegenini keşfettiğinde İngiltere, Kuzey Amerika’daki kolonileriyle girdiği savaşın sonuna gelmişti(Bu savaş daha sonradan “Amerikan Devrimi” olarak bilinecektir). Savaş son bulduğunda galip olan Amerikan kolonileriydi ve İngiltere, imparatorluğunun büyük bir kısmını böylece kaybetmişti.

Fakat bazı İngilizler William Herschel’in yeni bir gezegeni keşfetmesinin, İngiltere himayesine yeni topraklar kazandıracağını düşünüyordu. Uranüs gezegeninin keşfedilmesi, belki de Amerikan kolonilerinin kaybının bir telafisi olarak görülüyordu. Hatta bu konuya yönelik bir İngiliz bilim insanının şöyle dediği aktarılır: “Amerika’daki on üç koloninin topraklarını(terra firma) kaybettiğimiz doğrudur. Fakat Dr.Herschel’in önderliğinde çok daha büyük topraklar olan terra incognita‘yı kazandığımız için bununla iftihar etmeliyiz.”

Uranüs Keşfedildikten Sonra Gezegen Keşiflerinde Yeni Bir Dönem Başlayacaktı

İşin politik kısmı bir yana, astronomi bilimi açısından Uranüs gezegeninin keşfedilmesinin en önemli sonuçlarından biri, Güneş Sistemi’ndeki keşfedilmemiş muhtemel diğer gezegenleri arayış hareketinin başlamış olmasıydı. Bu keşif, gezegenlerin keşfindeki ikinci evrenin, Neptün ve Plüton’un keşfinin bir başlangıcıydı aynı zamanda. Astronomlar Uranüs’ün yörüngesindeki birtakım problemleri çözmeye çalışınca, 1846 yılında Neptün gezegenin keşfi gelecekti. 1930 yılında ise fotoğraf yönteminin ve teleskobun yardımıyla Plüton keşfedildiği zaman, bu keşif yeni gezegenlerin keşfedilmesinin sonu anlamına gelmiyordu(2006 yılına kadar Plüton, bir gezegen olarak kabul ediliyordu).

Günümüzde bilim insanları, “ötegezegen” dedikleri, başka yıldızların etrafında dönen gezegenleri keşfetmeye başladılar. Şu ana kadar 5000’den fazla ötegezegen keşfedildi ve bu keşiflere son sürat devam edilmektedir. Güneş Sistemimiz’deki gezegenlerde yaşam olduğuna ilişkin William Herschel’in ve diğerlerinin inancı bir karşılık bulamamış olsa da kim bilir belki de dünya dışı yaşam arayışlarımız, ötegezegenlerin keşfedilmesiyle yeni bir boyuta geçecektir.

William Herschel, 1822 yılında öldüğü zaman 84 yaşındaydı. Bu tam da keşfettiği Uranüs gezegeninin Güneş etrafındaki yörünge süresi olan 84 yıla denk geliyordu. Berkshire’deki Aziz Laurence Kilisesi’nde Herschel’in mezar taşı üzerinde ise şöyle yazmaktadır: “Göklerdeki engelleri aştı.” Gerçekten de Herschel, Uranüs’ü keşfedip, Güneş Sistemi’nin boyutlarını ikiye katlayarak bunu başarmıştı.

Kaynaklar:

1- EarthSky, “Today In Science: Uranus Discovered by Accident”.(Erişim: 17.06.2021)

2- NASA, “Why did it take so long to discover Uranus?”.(Erişim: 17.06.2021)

3-Space, “Who Discovered Uranus?”.(Erişim: 17.06.2021)

4- Astronomy, “March 13 marks 240 years since William Herschel discovered Uranus”.(Erişim: 17.06.2021)

5- “William Herschel and the Discovery of the Planet Uranus .” Science and Its Times: Understanding the Social Significance of Scientific Discovery. . Encyclopedia.com. (Erişim: 17.06.2021). 

6- Universe Today, “Who Discovered Uranus?”.(Erişim: 17.06.2021)

7-Wikipedia, “Uranus”. (Erişim: 17.06.2021)

Bir Yorum Yaz