Isaac Newton Kimdir? Newton’un Hayatı ve Buluşları

Isaac Newton tüm zamanların en büyük dehalarından biri olarak kabul edilir. 4 Ocak 1643 yılında İngiltere’nin Lincolnshire bölgesinde dünyaya gelmiştir. Isaac Newton bir fizikçi ve matematikçi olarak bilinse de sayısız bilim dalıyla meşgul olup 17.yüzyılın Bilimsel Devrimi’nin en büyük bilim insanlarından birisidir. Optik, mekanik ve matematikteki keşifleriyle Newton’un, modern fiziğin temel yapıtaşlarını meydana getirdiğini söyleyebiliriz.

1687 yılında en övgü toplayan eserini, Philosophae Naturalis Principia Mathematica ( Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri) isimli, fizik üzerine yazılan en etkili kitap olarak görülen eserini yayınladı. Ve şimdi gelin bu büyük dehanın hayatını kısaca ele alalım.

Isaac Newton’un Hayatının İlk Yılları

Isaac Newton, aynı ismi paylaştığı çiftçi babanın bir oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Babası, doğumundan üç ay önce vefat ederken Isaac Newton, prematüre olarak dünyaya gelmiştir. Hatta çok zayıf ve küçük doğmasına bağlı olarak pek uzun yaşamayacağı doktorlar tarafından dile getiriliyordu. 3 yaşına geldiği zaman ise annesi Hannah Ayscough başka birisiyle evlendi ve kocasıyla başka bir evde yaşamaya karar verdiler. Böylece Newton, büyükannesi ile beraber yaşamak zorunda kalacaktı.

Annesinin terk etmesi Newton’da kalıcı bir iz bırakmıştı: Akut güvensizlik duygusu. Sonradan da göreceğimiz üzere bu güvensizlik duygusu, yazdığı eserlerini uzun yıllar boyunca yayınlamamasına sebep olmuştur.

12 yaşına geldiği zaman Isaac Newton, üvey babasının ölümü üzerine tekrar annesi ile yaşamaya başlar. Annesi ikinci evliliğinden olan üç küçük çocuğu da yanında getirmiştir. Bu sırada ise Newton, Grantham’daki Kraliyet Okulu’na kaydolmuştu. Fakat annesi, Newton’u çiftçi yapmak istediği için O’nu okuldan almaya karar verir. Çiftçiliği monoton ve sıkıcı olarak bulan Newton’un bu işte pek başarılı olmadığını söyleyebiliriz.

Bunun üzerine Newton, temel eğitimini kaldığı yerden tamamlamak üzere tekrar okula geri döner. Öte yandan yeğeninin doğuştan entelektüel yeteneğinin belki de farkına varan Cambridge Trinitiy College mezunu olan amcası, annesini Newton’un üniversiteye girmesi için ikna etmeye çalışıyordu. Böylece Newton 1661 yılında üniversiteye kaydolmuştur. Üniversite yıllarında parasız kalan Newton, harçlığını çıkarmak üzere zengin öğrencilerin odasını temizleyerek yarı zamanlı olarak da bir süre çalışmıştır.

Newton Cambridge’a girdiği zaman 17.yüzyıl Bilimsel Devrimi havası, akademik çevreler üzerinde çoktandır hakimdi. Güneş Merkezli Evren Sistemi birçok Avrupalı akademisyenin bildiği ya da en azından duyduğu bir teoriydi. Aynı zamanlarda Fransız filozof Rene Descartes ise karmaşık diyebileceğimiz bir evren sistemi geliştirmek üzereydi. Ancak Avrupadaki birçok üniversite gibi, Cambridge camiasında da Aristotelesçi görüş ve Dünya merkezli bir evren modeli anlayışı hakimdi.

Cambridge’daki ilk üç yılında Newton’a standart müfredat öğretildi fakat o, bu konularda daha da derinlik kazanmak istiyordu. Isaac Newton bütün zamanını modern felsefecilerin eserlerini okuyarak geçiriyordu. Yine bu zamanlarda Newton, Quaestiones Quaedam Philosophicae( Belirli Felsefi Sorular) başlıklı deneme yazısını ele almıştır. Bu yazı, Isaac Newton’un Bilimsel Devrim için temel oluşturan yeni bir doğa konseptini keşfettiğini ortaya çıkarıyor.

Görsel: 17.yüzyılda İngiltere’yi etkisi altına alan ve yaklaşık 100.000 kişinin ölümüne sebep olan Büyük Veba’nın etkilerini tasvir eden bir görsel.

Her ne kadar Newton dereceyle ya da onurla mezun olmasa da sarf ettiği çaba ona akademisyenlik ünvanı ve gelecek eğitimi için 4 yıllık maddi destek sağladı. Ne yazık ki 1665 yılında Avrupa’yı kırıp geçiren Büyük Veba Cambridge’a da gelerek üniversitenin kapanmasına neden olmuştur. Bunun üzerine Newton memleketine geri döner ve çalışmalarına kaldığı yerden devam eder.

Isaac Newton ve Fizik Alanında Yaptığı Çalışmalar

Isaac Newton dünyada henüz yokken insanlar, yerçekimi olarak bilinen doğa fenomenini Aristoteles’in Fizik anlayışına göre yorumluyordu. Kısaca bahsedecek olursak Aristoteles’e göre yerçekimi olarak algıladığımız fenomen, Dünya’nın evrenin merkezinde olmasından kaynaklanır. Evrendeki ağırlığı olan bütün cisimler evrenin merkezine, bu nedenle de Dünya’ya doğru düşme eğilimi gösteriyordu.

Öte yandan Aristoteles, ağır cisimlerin hafif cisimlerden daha hızlı düştüğünü iddia ederek geleneksel bir yerçekimi anlayışı ortaya koymuştu. Fakat 16.yüzyılda yaşamış olan Galileo Galilei, ünlü Pisa Kulesi Deneyinde bunun böyle olmadığını gösterdi. Hafif cisimler, ağır cisimlerle aynı anda yere düşüyordu. Kimi hafif cisimler az yoğunluğa sahip olduğu için, hava sürtünmesi sonucu yere daha geç düşüyordu o kadar. Bu da hafif cisimlerin yere, ağır cisimlerden daha geç düştüğü yanılsamasına sebep oluyordu.

Sonrasında Galileo, yere düşen cisimlerin hızını ölçebileceği bir deney tasarladı ve cisimlerin düşüş hızı ile yere düşüş zamanları arasında bir orantının olduğunu keşfetti. Yerçekimine ilişkin bu anlayış değişikliği çok çarpıcı olsa da yerçekimine sebep olan şeyin ne olduğu henüz kimse tarafından anlaşılmamıştı.

Galileo ile aynı dönemde yaşamış olan Johannes Kepler, ünlü Kepler Kanunlarını bularak gök cisimlerinin hareketlerine ilişkin yeni bir anlayış kazandırdı. Fakat kütleçekimin ne olduğu, nasıl meydana geldiği gibi sorular hala yanıtsızdı. Cisimlerin yere düşmesini sağlayan kuvvet ile gökcisimlerinin yörüngede kalmasını sağlayan kuvvetin aynı, tek bir kütleçekim kuvveti olduğu bilinmiyordu. Bu birleştirmeyi başaracak yegane kişi ise Isaac Newton olacaktır.

Newton Yerçekimini Nasıl Buldu ?

Hepimiz bu hikayeyi duymuşuzdur. Genç Isaac Newton, bir elma ağacının altında oturarak gizemli evren hakkında düşünüyordu. Aniden bir elma ağaçtan kopuverip kafasına düştü. Bunun üzerine Newton bir aydınlanma yaşadı ve şöyle düşündü: Elmayı yere doğru çeken kuvvet ile Ay’ı Dünya etrafındaki yörüngede tutan kuvvet, aynı kuvvet olmalıdır.

Görsel : Newton’un, gölgelenmek için altında dinlendiği söylenen meşhur elma ağacı.

Newton’un ilk biyografi yazarı ve aynı zamanda bir arkeolog olan William Stukeley, Memoirs of Sir Isaac Newton’s Life ( Isaac Newton’un Hayatının Anıları) isimli kitabında ünlü elma hikayesinden şöyle bahseder.

Akşam yemeğinden sonra dışarıda hava ılıktı. Bahçeye geçtik ve orada bir elma ağacının gölgesinin altında çay içiyorduk. Bana, kütleçekim kuvveti ile ilgili düşüncelere daldığında tam olarak aynı durumda olduğunu söylemişti. Anlattığına göre, derin düşüncelere dalmış bir şekilde ağacın altında otururken, elmanın ağaçtan kafasına düşmesiyle şöyle bir düşünce gelmiş aklına: Elma neden her zaman yere dik bir şekilde düşer ?

Her ne kadar bu hikayenin doğruluğu teyit edilmemiş olsa da burada önemli olan bir şey vardır. O da Newton’un, elmayı yere çeken kuvvetle Ay’ı yörüngede tutan kuvvetin aynı olduğunu fark etmiş olmasıdır. Düşen bir elmayla Ay arasındaki bu bağlantıyı görmek pek kolay değildir. Ne de olsa Ay hiç de düşüyor gibi gözükmüyor.

Kütleçekimin evrensel bir kuvvet uyguladığını -uzayda ya da yeryüzünde fark etmeksizin bütün kütleler arasında var olduğunu- kanıtlamak için Newton’un tek yapması gereken şey, Dünya’nın elmaya uyguladığı kuvvet ile Ay’a uyguladığı kuvvetin etkilerini karşılaştırmaktı. Eğer haklıysa, bu iki etki, mesafe arttıkça ters orantılı olarak azalan bir yasa ile açıklanabilirdi.

Newton dikkatini düşen elmaya yöneltti. Galileo ve diğerleri cisimlerin yere düşüş hızını daha önceden ölçmüş olduğu için elmanın ilk saniyede 490 santimetre düşeceğini biliyordu. Newton’un şimdi sorması gereken soru şuydu: Ay 1 saniyede ne kadar düşüyor?

Isaac Newton, Ay’ın Dünya’nın merkezinden 384.000 km uzakta olduğunu biliyordu. Böylece Ay’ın yörüngesinin çevre uzunluğunu hesaplayabilirdi. Ay’ın Dünya çevresinde bir tam turunun 27,3 gün sürdüğünü bildiği için Ay’ın bir saniyede kat edeceği yolu kolaylıkla hesaplayabilirdi.

Görsel : Dünya-Ay arası mesafe, Dünya’nın çapı ve Ay’ın çapı.

Ay’ın normalde doğrusal bir yol izleyerek ilerlemesi gerekir. Fakat Dünya’nın yarattığı kütleçekim, Ay’ın doğrusal bir yörüngeden sapıp eliptik bir yol izlemesine neden olur. Ay’ın yörüngedeki yolunun 1 saniyede ne kadar eğrilik gösterdiğini(doğrusal yoldan saptığını) hesaplayan Newton 0,136 cm sonucuna ulaştı. Böylece Ay’ın bulunduğu uzaklıkta Dünya’nın kütleçekim kuvvetinin, Dünya yüzeyindeki çekim kuvvetinin 0,136/490 = 1/3600’ü kadar olduğunu bulur.(Buradaki 0,136 cm değeri Ay’ın Dünya’ya düşme hızıyken 490 cm değeri bir elmanın Dünya’ya düşme hızıdır.)

Şimdi sıra, kütleçekimin gerçekten mesafenin karesi ile ters orantılı olarak azalıp azalmadığını kanıtlamaya gelmişti. Newton şöyle düşündü: Dünya’nın yüzeyi merkezinden 6270 kilometre uzaktayken Ay, 384.000 km uzaktadır. Ay’ın Dünya’nın merkezinden uzaklığı, Dünya yüzeyinin Dünya merkezinden uzaklığının 60 katıdır. Dikkat ederseniz 60’ın karesi 3600 eder. Newton’un, Dünya’nın Ay bölgesinde uyguladığı kuvveti 1/3600 olarak bulmasını göz önünde bulundurursak gerçekten de kütleçekimin, mesafenin karesinin tersi oranında azaldığını görebiliriz. Isaac Newton, ters kare yasasını artık kanıtlamıştı.

Newton’un Eserleri ve Buluşları

Veba salgını 1667 yılında son bulduğunda Newton Cambridge’a geri döner ve orada, her ne kadar tanınmış bir bilim insanı olarak görülmese de Trinity College’da akademi üyesi seçilmiştir. Fakat sonraki yıllarda talih yüzüne güler ve 1669 yılında, 27 yaşına gelmeden Sosyal Bilimlerde Yüksek Lisans Derecesi’ni(Master of Arts) almaya hak kazanır. Isaac Newton bu süre zarfında, Nicholas Mercator’un sonsuz serilerle ilgili yöntemi üzerine yazılı bir kitabı ile karşılaşır. Çok kısa bir süre sonra, kendisinin daha kapsamlı sonuçlarını açıkladığı De Analysi isimli bir tez çalışmasını yayınlamıştır. Bu çalışmasını arkadaşı ve aynı zamanda akıl hocası olan Isaac Barrow ile paylaşmasına rağmen kendi ismini eserinde yazar olarak belirtmemiştir.

1669 Haziran’ında Barrow, Britanyalı matematikçi John Collins ile bu el yazmasını paylaşır. Barrow, Collins’e yazarı, “Bay Newton, çok genç fakat bu alanda sıra dışı bir zekaya ve ustalığa sahip” olarak tanıtmıştır. Bunun üzerine Newton’un çalışması ilk defa matematik camiasının dikkatine sunulmuştur. Kısa süre sonra da Barrow, Cambridge’daki Lucasian profesörlük kürsüsünden istifa eder ve onun yerini Newton alır.

Bir profesör olarak Isaac Newton ders vermekten muaf tutulmuştu. Fakat derslerle alakalı yıllık bir konferans vermesi gerekiyordu. Başlangıç konusu olarak Newton, optik üzerine yaptığı çalışmaları anlatmayı tercih etti. Newton’un optik çalışmasının bir kısmına, 1668’de tasarlayıp yaptığı yansıtıcı bir teleskopu kullanmasının yardımcı olduğunu belirtelim-ki bu teleskop Isaac Newton’un halka mal olmuş ilk büyük bilimsel başarısıdır-. Bu icat, ışık ve renk teorisini kanıtlama da büyük bir rol oynamıştır.

Optik ile İlgili Çalışmaları

Teleskobun yaptığı işler oldukça dikkat çekici hale gelmeye başladıkça Kraliyet Topluluğu 1671 yılında Newton’dan teleskobunu tanıtmasını ister. Topluluğun teleskoba karşı bu büyük ilgisi, Newton’un 1672 yılında optik, ışık ve renk üzerine olan çalışmalarını yayınlaması konusunda kendisini teşvik etmiştir. Sonrasında bu notlar Newton’s Opticks: Or, A treatise of the Reflections, Refractions, Inflections and Colours of Light isimli eserinde yayınlanmıştır.

Kepler’in 1604 yılında yayınladığı Paralipomena ile başlayan Avrupa’da optik üzerine çalışmalar Bilimsel Devrim’in öncülerinin ilgilendiği konular arasında revaçtaydı. Descartes’in ışığın kırılma olgusuna ilişkin yaptığı açıklamalar, optik bilimine yeni bir matematiksel düzenleme getirmişti. Bu da evrenin matematiksel düzene göre yaratıldığı inancını destekleyen bir açıklamaydı.

Descartes ayrıca ışık fenomenini mekanik doğa felsefesinin merkezine koyarak ışığın, maddesel bir ortam aracılığıyla iletilen hareketler bütününden olduğunu savunuyordu. Bu noktada Newton her ne kadar ışığın mekanik doğası görüşünü kabul etse de atomcu bir anlayışı benimsemiş ve ışığın hareket halindeki madde parçacıklarından oluştuğunu söylemiştir.

Newton’un, ışığın bir parçacık olduğuna ilişkin görüşünün kaynağı, ışık ışınlarının değişmez özelliklere sahip olduğunu keşfetmesidir: Bu görüşe göre böyle özellikler hareketsiz madde parçacıkları anlamına geliyordu. Newton, bu ışınlar(parçacıklar) gözün retinasını vurdukları zaman ayrı ayrı renklerin algılandığı görüşünü savunuyordu. Ayrıca ışınların farklı açılarda kırıldığı sonucuna da ulaşan Newton, prizmadan geçen ışığın nasıl ayrı renklere ayrıldığı ve gökkuşağı gibi bir fenomenin ışığın kırılmasıyla nasıl gerçekleştiği konusuna da bir açıklama getirir.

Görsel : Newton’un prizma deneyi

Ancak Kraliyet Akademisindeki bazıları Newton’un ışık ve optik üzerine keşfi konusunda o kadar da meraklı değildi. Karşıt görüşlüler diyebileceklerimiz arasında, Kraliyet Akademisi’nin asıl üyelerinden biri ve aynı zamanda mekanik ve optik de dahil birçok alanda başarılı bir bilim insanı olan Robert Hooke’da vardı. Ele aldığı yazıda Isaac Newton, beyaz ışığın, bütün renk tayfının bir bileşimi olduğunu ve ışığın parçacıklardan oluştuğunu söylerken Robert Hooke ise ışığın dalgalardan oluştuğuna inanıyordu. Böylece Hooke, hemen Newton’un eserini küçümseyici bir dille kınadı ve metodolojisinin sonuçlarına karşı bir tavır aldı.

Öte yandan Newton’un optik üzerine çalışmalarını sorgulayan tek kişi Robert Hooke değildi. Ünlü Hollandalı bilim insanı Christiaan Huygens ve ayrıca birkaç Fransız Cizvit de Newton’un eserine birtakım eleştiriler getirir. Ancak Hooke’un Kraliyet Akademisi ile olan bağlantısı ve optik üzerine yaptığı çalışmalar nedeniyle, yaptığı eleştiriler Newton’u derinden sarstı. Eleştirilerle başa çıkamayan Newton, derin bir nefret duygusuna kapılır. Hook’a karşı beslediği bu öfke duygusu ise hayatı boyunca devam edecekti.

Newton, ışık ve renk üzerine teorilerinin kusurlu olduğunu belirten Hooke’un eleştirilerini reddeder ve bu keşfinin bütün bir bilim alanına sağlayacak faydalarını savunur. Isaac Newton ve Robert Hooke arasındaki bu rekabet bundan sonraki birkaç yıl boyunca devam edecekti. Fakat sonrasında 1678 yılında Newton bir sinir krizi geçirir ve buna mukabil karşılıklı rekabet aniden son bulmuştur. Ertesi yıl annesinin ölümü ise Newton’un daha içe kapanık bir hayat sürmesine neden olacaktı. Ve 6 yıl boyunca Isaac Newton’un, diğerlerinin ısrarlı yazışmaları hariç entelektüel haberleşmeden elini ayağını çektiğini söyleyebiliriz.

Edmund Halley Isaac Newton ile Tanışıyor

Edmund Halley, Robert Hooke ve Kraliyet Akademisi üyesi olan Christopher Wren ile bir tartışmaya girmişti. Halley, bir gezegenin yörünge süresinin karesinin, Güneş’ten uzaklığının küpüyle orantılı olduğunu söyleyen Kepler’in 3.yasasının ancak ters kare yasası ile mümkün olabileceğini düşünüyordu. Wren ve Hooke da bu ters kare yasasını yıllar önceden keşfettiğini söyleyip ayrıntılarını açıklamıyordu. Sebep olarak ise bunun bir sır olduğunu söylemişlerdi.

Bunun üzerine Halley, Isaac Newton ile bir görüşme yapmaya karar verir ve Cambridge’a, Newton’u ziyarete gider. Görüşme esnasında Halley, Newton’a şöyle bir soru sormuştur:

Güneş’in çekim kuvvetinin, ondan olan uzaklığın karesinin tersiyle orantılı olduğunu varsayarsak, gezegenlerin yörüngesinin şekli ne olur?

Newton, “elips” cevabını verince Halley şaşırmıştı. Nereden bildiğini sorduğunda ise Newton, “hesapladım” diyerek yanıt vermiştir. Fakat masasının üzerindeki dağınık defter ve kağıt parçalarını karıştıran Newton, yaptığı hesapları bulamayınca Halley’e tekrar hesap yapıp sonuçlarını göndereceği sözünü verir.

Isaac Newton Principia’yı Yayınlıyor

Newton, söz verdiği gibi Edmund Halley’e yaptığı hesapları gönderir. Halley, bu hesapların ne kadar önem arz ettiğini hemen fark etmişti. Halley ne yapıp edip Newton’dan bu hesaplarını yayınlamasını istemişti.A rdından da Halley, eserin yayınlanması konusunda Newton’u ikna edip bütün basım masraflarını üzerine alacağına da söz vermiştir. Halley’in bu uğurda tek isteği, gerçeğin herkes tarafından bilinmesiydi.

Görsel : Principia eserinin kapağı

1687 yılında, 18 aylık yoğun ve durmaksızın geçen bir çalışmanın ardından Isaac Newton, Philosophiae Naturalis Principia Mathematica(Doğa Felsefenin Matematiksel İlkeleri) adlı anıtsal eserini yayınlamıştı. Bu eser, fizik üzerine ve muhtemelen bütün bilimler üzerine yazılmış en etkili kitap olmak üzereydi. Çoğunlukla Principia olarak bilinen bu eser, enerji konusu hariç fiziğin neredeyse bütün esaslı konuları üzerine bilgiler içerir.

Eser, hareket halindeki cisimlerin tam bir niceliksel tanımlarını verir:

  1. Durağan haldeki bir cisim, dışsal bir kuvvet etki etmedikçe hareketsiz kalmaya devam edecektir.
  2. Kuvvet, kütle ile ivmenin çarpımına eşittir. Ve hareketteki bir değişim, uygulanan kuvvetle orantılıdır.
  3. Her etki için, eşit ve ters yönlü bir tepki vardır.

Bu 3 kanun, sadece gezegenlerin eliptik yörüngelerini açıklamakla kalmaz; aynı zamanda evrendeki bütün hareketlerin sebebini açıklamaya yardım eder: Gezegenler Güneş’in kütleçekimi ile nasıl yörüngede kalır, Ay Dünya’nın etrafında nasıl döner ya da Jüpiter’in uyduları nasıl gezegenin etrafında döner gibi soruları yanıtsız bırakmaz. Hatta son olarak kuyrukluyıldızlar Güneş etrafında eliptik yörüngelerde nasıl dolanır gibi sorulara da cevabı vardır.

Hareket kanunları ayrıca Newton’un her gezegenin kütlesini, Dünya’nın kutuplardaki basıklığını ve ekvatordaki şişkinliğini ve Güneş’in ve Ay’ın kütleçekim kuvvetinin nasıl gelgitler yarattığını hesaplamasını sağlamıştır. Newton’a göre kütleçekim evreni dengede tutuyor, göklerin ve yerin işleyişini bir büyük denkleme sığdırıyordu.

Rekabet Tekrar Alevleniyor

Principia’nın ilk baskısının üzerine Robert Hooke, Newton’u eser hırsızlığıyla suçlamıştır. Hooke’a göre ters kare yasasını keşfeden kendisiydi ve Isaac Newton kendisinin çalışmasını çalmıştı. Bu suçlama, birçok bilim insanının da bildiği üzere asılsızdı. Çünkü Hooke sadece ters kare yasası fikri üzerine teoriler üretmişti ve onu hiçbir zaman kanıt seviyesine çıkaramamıştı. Ancak Isaac Newton bu asılsız suçlamalar karşısında çok öfkelenir ve kendi keşiflerini güçlü bir şekilde savunmuştur.

Ardından Newton, notlarında Hooke’a ilişkin bütün referansları kaldırır ve Principia’nın sonraki basımını yayınlamaktan vazgeçmekle Halley’e de gözdağı verir. Bunun üzerine Edmund Halley bu iki bilim insanının arasını düzeltmeye çalışır. Halley’in ısrarları sonucu Isaac Newton sonunda gönülsüz bir şekilde, ters kare yasasını anlattığı bölümde Hooke’un katkılarını belirten bir referans yazmayı kabul etse de bu, Hooke’u tatmin etmiş gözükmüyordu.

Principia’nın yayınlandığı aynı yıl Hooke’un sevgili kuzeni ve ahbabı vefat etmişti. 1687 yılında Newton’un şanı ve şöhreti arttıkça Hooke’un git gide sönüyordu. Bu durum da onun, rakibine karşı daha sert ve acımasız olmasına yol açmıştır. Hooke, Newton’un gardını indirmek için her fırsatı değerlendiriyordu. Bu niyetin altında yatan şey ise Newton’un yakında Kraliyet Akademisi’nin başkanı olarak seçileceği gerçeği idi. Robert Hooke, ölüm yılı olan 1703’e kadar ise topluluktan emekli olmayı reddetmiştir.

Isaac Newton Dünya Çapında Bir Üne Kavuşuyor

Principia’nın yayınlanmasının Newton’a uluslararası bir şöhret kazandırdığını söyleyebiliriz. Çünkü Isaac Newton, tarihte görülmemiş bir başarıya imza atmıştı: Göklere hakim olan kuvveti, yeryüzünde hakim olan kuvvetle birleştirmiş ve adına “Evrensel Kütleçekimi” dediğimiz kuvveti tek bir formülle yasalaştırmıştır.

1703 yılında Isaac Newton, Robert Hooke’un ölümü üzerine Kraliyet Akademisi’nin başkanı olarak seçilir. 1705 yılında ise İngiltere Kraliçesi Anne tarafından şövalyelik nişanına layık görülmüştür. Bu noktada Newton’un bilim ve matematik alanındaki kariyerinin, siyasi güç ve nüfuza dönüşmeye başladığını söyleyebiliriz.

Isaac Newton, bilimi, diğer bilim insanlarıyla işbirliğinden ziyade tek başına bir girişim olarak anlamış görünüyordu. Ve kendi keşiflerine olan hırsı ve onları ateşli bir şekilde savunması, onu diğer bilim insanlarıyla bir çatışmadan diğerine sürüklemiştir. Birçok insana göre Newton’un Kraliyet Topluluğundaki iktidar gücü otoriter ve gaddarcaydı. Sahip olduğu mutlak kuvvetiyle genç bilim insanlarının hayatlarını ve kariyerlerini kontrol edebiliyordu.

1705 yılında, birkaç yıl boyunca süregelen bir tartışmada, Alman matematikçi Gottfried Leibniz, Principia’nın basımından birkaç yıl önce kalkülüsü keşfettiğini iddia ederek Newton’u eser hırsızlığıyla açık bir şekilde suçladı. Bunun üzerine Kraliyet Topluluğu konuyu araştırmak için bir komiteyi görevlendirdi. Topluluğun başkanı ise Isaac Newton olduğu için doğal olarak komite üyelerini kendisi seçti ve soruşturmalarını yönetti. Komitenin, kalkülüsün keşfi konusunda Newton’un lehine karar aldığını söylememize herhalde gerek yoktur.

Aynı yıl, Newton yine otoritesine güvenerek, İngiliz astronom John Flamsteed’in notlarını izinsiz bir şekilde yayınlamıştır. Astronomun, Greenwich’deki Kraliyet Gözlemevi’nin yöneticiliğini yaptığı yıllarda büyük miktarda gözlemsel veriler topladığı biliniyordu. Newton, eseri Principia’nın güncellenmesi için Flamsteed’in notlarına erişim izni istemişti. Ancak Flamsteed, Newton’un bu isteği üzerine yeteri kadar bilgi sağlamayacağını söyleyince Newton küplere biner.

Bunun üzerine Isaac Newton, Flamsteed’in yıldız kataloglarının yanı sıra, sahip olduğu bütün notların ivedilikle paylaşılması konusunda girişimde bulundu. Edmund Halley’i, basım için notları hazırlaması konusunda görevlendirmişti. Flamsteed ise uzun uğraşlar sonucu, Newton’un basım işlerini durdurmasını ve notlarını geri almasını sağlayan mahkeme kararıyla geri dönmüştür. Bu olayın da tarihte Newton’un rakiplerinden biri tarafından yenilgiye uğratıldığı ender durumlardan biri olduğunu söyleyebiliriz.

Hayatının Son Yılları

Yaşamının sonlarına doğru Isaac Newton, yeğeni ve onun kocası ile İngiltere, Winchester’a taşınmışlardı. Artık Newton, Avrupa’nın en ünlü insanlarından biri haline gelmişti. Yaptığı bilimsel keşiflerle kimse rekabet edemiyordu. Ayrıca Newton, şöhretin getirdiği belirli bir zenginliğe de sahipti.

Ancak şöhretine rağmen Newton’un hayatının kusursuz olmaktan uzak olduğunu söyleyebiliriz. Isaac Newton hayatı boyunca evlenmemiş ve çok fazla arkadaşa sahip olmamıştı. Ve sonraki yıllarında Newton’un karakterinden kaynaklanan kibri, güvensizliğin getirdiği sıkıntıları, bazı arkadaşlarının onun akıl sağlığı hakkında endişelenmesine de yol açmıştır.

80 yaşına geldiği zaman Isaac Newton sindirim problemleri yaşıyordu. Bu yüzden yemek düzenini ve yaşam tarzını çarpıcı bir biçimde değiştirdi. Sonra Mart 1727’de karnında çok şiddetli bir ağrı hissedince bir daha açılmamak üzere bilinci kapandı. Isaac Newton 31 Mart günü 1727 yılında, 84 yaşında hayata gözlerini yummuştur.

Isaac Newton’un şöhreti ölümünden sonra daha da artmaya başlamıştır. Bunun sebepleri arasında, Newton’u tanıyanların onu, bütün zamanların en büyük dehası olarak nitelemesi gerçeği vardır. Belki biraz abartı olsa da yaptığı keşifler Batı düşüncesi üzerinde Platon’un, Aristoteles’in ve Galileo’nun bıraktığı toplam etkiden daha fazla etki bırakmıştır.

Her ne kadar Newton’un keşifleri Bilimsel Devrim sırasında yapılan birçok keşiften biri olsa da, Evrensel kütleçekimin keşfi, mukayese edilemeyecek kadar büyük bir keşifti. Buna rağmen Newton’un teorisinin bazı önemli noktalarının doğru olmadığı 20.yüzyılda kanıtlanacaktı. Albert Einstein, Newton’un evren görüşünü tepetaklak edecek; uzayın, mesafenin ve hareketin mutlak değil göreceli olduğunu ve evrenin Newton’un algıladığından çok daha fantastik olduğunu söyleyecekti.

Hayatının ilerleyen yıllarında, başardığı işleri değerlendirmesi istendiğinde Newton şöyle cevap vermiştir:

Dünyanın beni nasıl gördüğünden emin değilim fakat bana göre ben, keşfedilmemiş büyük gerçeklik okyanusunun kıyısında oynayan, birkaç güzel çakıl taşı ya da deniz kabuğu bulmuş bir çocuk gibiyim.

Kaynaklar:

1- W.S.G Isaac Newton, About Sir Isaac Newton, https://www.isaacnewton.utwente.nl/association/about-sir-isaac-newton

2- Britannica, Isaac Newton, https://www.britannica.com/biography/Isaac-Newton

3- CHOWN, M, “Kütleçekimin Yükselişi”, (Murat Alev, Çev), İstanbul: Alfa Bilim, 2020)

Leave a Reply