Venüs Gezegeni – Aşk ve Güzelliğin Sembolü

Venüs, parlaklığı ve Dünya’ya yakın oluşu nedeniyle tarih boyunca insanların en çok dikkatini çekmiş gök cisimlerinden birisidir. Gökyüzünde Ay ve Güneş’ten sonra en parlak cisim olan Venüs, eski çağlarda yaşayan insanlara göre bu parlaklığını “aşk ve güzellik tanrıçası” olmasına borçluydu.

1960’lı yıllarda gezegene insansız uzay sondalarıyla gerçekleştirilen görevlere kadar, Venüs’ün birçok bakımdan Dünya’nın ikizi gibi olduğuna inanılıyordu. Ancak yüzey özellikleri detaylıca incelendiğinde, Venüs’ün atmosferinin sülfürik asit ve su buharından meydana gelen kalın gaz bulutlarıyla kaplı olduğu anlaşıldı. Bu kalın bulutlar da Güneş’ten gelen ısıyı gezegenin atmosferinde hapsederek, ortalama sıcaklığın +465 dereceye kadar çıkmasına neden olmaktaydı. Bu sıcaklık, bir kurşunu bile eritebilecek kadar yüksek bir değerdir.

Ancak Dünya ile benzer boyut ve yoğunluğa, iç yapıya ve kütleye sahip olduğundan, Venüs hala Dünya’nın ikizi olarak görülmektedir. Şimdi bu gezegeni daha yakından inceleyelim.

Venüs’ün Kısa Tarihçesi

Venüs’ün tarihte ilk defa ne zaman gözlemlendiğine ilişkin bir gözlem kaydı bulunmamaktadır. Parlaklığı nedeniyle çıplak gözle kolay bir şekilde görülebilen Venüs, tarihte hemen her toplum tarafından kolaylıkla gözlenmiş olması yüksek ihtimaldir. Ancak ilk olarak Nicolaus Copernicus, sonradan da Galileo Galilei Venüs’ü gerçek bir gezegen olarak nitelendiren ilk insanlardır. Mikhail Lomonosov ise gezegenin gazlı atmosferini 1761 yılında ilk keşfeden kişi olmuştur.

Görsel: Dünya’dan bakılınca ışık kirliliğine rağmen Venüs çok net biçimde görülebilir.

Belki de insanlık tarihi boyunca gözlemlenmiş Venüs’ün ismi, birçok değişikliğe uğrayarak bugünlere gelmiştir. “Venüs” ismi, Roma mitolojisindeki güzellik ve aşk tanrıçasının ismiydi. Bu tanrının Yunan mitolojisindeki karşılığı ise Afrodit idi. Ancak Venüs’ün ismi her zaman Venüs olmamıştı. Babil medeniyeti bu gezegeni “İştar Yıldızı” olarak tanıyordu. İştar tanrısı Babiller’in bereket, aşk ve savaş tanrıçasıydı.

Venüs gezegeni, tarihte ilk defa kadınlık sembolüyle ilişkilendirilen, dişi olarak nitelendirilen ilk gök cismi olmuştur. Güneş’e yakın olmasından dolayı, gökyüzünde her zaman Güneş’e yakın gözüken Venüs, tıpkı Merkür gibi ya sabah gün doğumundan önce ya da akşam gün batımından sonra görülebiliyordu. Böylece antik dönemde yaşayan insanlar Venüs’ü ilk başlarda 2 ayrı yıldız sanmışlardı. Ancak sonradan yapılan gözlemler neticesinde Venüs’ün tek bir gök cismi olduğu anlaşılacaktı.

Venüs’ün Özellikleri

Mesafe, Boyut ve Kütlesi

Venüs, Merkür’den sonra Güneş’e en yakın ikinci gezegendir. Güneş’ten ortalama uzaklığı 108.2 milyon kilometre olan Venüs, 12.104 kilometrelik çapıyla Dünya ile hemen hemen aynı büyüklükte bir gezegendir.

Kütlesi 4.87 × 10^24(10 üzeri 24) kilogram ya da bir diğer ifadeyle Dünya’nın kütlesinin %85’i kadardır. Çap ve ağırlık olarak Dünya’ya yakın bir değere sahip olan Venüs, santimetre küp başına 5.24 gram yoğunluğa sahip olması ile bu açıdan da gezegenimize benzemektedir. Ayrıca 928.45 milyar küp kilometre olan hacmi, neredeyse Dünya’nınki ile aynıdır. Dünya’nın hacmi ise 1 trilyon 083 milyar küp kilometredir.

Venüs her 584 günde bir yörüngesinde Dünya’yı yakalayarak gezegenimize en yakın konuma gelir. Bu yakınlık ortalama 40 milyon kilometre kadardır.

Venüs’ün Yörüngesi

Antik medeniyetlerin Venüs’ü iki ayrı yıldız olarak sanmalarının sebebi, bu gezegenin yörüngesini anlamamış olmalarından kaynaklanıyordu. Venüs gün batımından hemen sonra ya da gün doğumundan hemen önce gökyüzünde görülüyordu. Güneş’e yakın gözükmesinin sebebi Venüs’ün Güneş’e daha yakın olması iken kimi zaman sabah kimi zaman da akşam gözükmesi, yörüngesinde Dünya’dan daha hızlı dönmesinin bir sonucudur.

Venüs ortalama 108 milyon kilometre uzaklıkta Güneş’in etrafında döner ve bu yörüngeyi 224.7 günde tamamlar. Bir gezegenin Güneş etrafındaki yörüngesinin elips şekline ne kadar yakın olduğunu belirtmek için, “yörünge dış merkezliliği” ifadesi kullanılır. Eğer gezegenin dış merkezliliği yüksekse o zaman elips şekline daha yakın bir yörüngesi var demektir.

Güneş Sistemi’nde birçok gezegenin yörüngesi eliptik iken Venüs’ün yörüngesi neredeyse dairesel bir yörüngedir. Yörüngenin dış merkezliliği ise 0.01’den daha azdır. Kıyas olarak 0 sayısının dairesel bir yörüngeyi ifade ettiğini söylersek Venüs’ün hemen hemen dairesel bir yörüngeye sahip olduğu anlaşılabilir.

Venüs, “iç kavuşum” yani Dünya ile Güneş arasındaki bir konuma geldiği zaman, Dünya’ya yaklaşık 41 milyon kilometre yaklaşır. Bu mesafe herhangi bir gezegenin Dünya’ya en çok yaklaşabildiği uzaklıktır. Bu gezegen de Venüs’tür. Ancak yılın büyük bir bölümünde Venüs yörüngesinde dönerken Dünya’dan uzak kalır ve bu da ilginç bir şekilde Merkür’ün Dünya’ya en yakın gezegen olmasına neden olur.

Bir iç gezegen olmasından dolayı Venüs, zaman zaman Dünya ile Güneş arasına girmektedir. “Venüs Geçişi” olarak adlandırdığımız bu olay, Venüs’ün Dünya ile Güneş arasında kalan yörüngesinde geldiği konumun, Dünya’nın yörünge düzlemindeki konumuyla aynı hizaya gelmesi sonucu oluşur. Bu her Venüs geçişinde gerçekleşmez çünkü Venüs’ün yörüngesi Dünya’nınkine kıyasla biraz eğimlidir. Gezegen, Dünya ve Güneş arasına girdiği zaman, Dünya’dan bakılınca genellikle Güneş’in diskini kaplayamaz. Bu olayın gerçekleşmesi, iki gezegenin yörünge düzlemlerinin aynı hizaya gelmesine bağlıdır.

Görsel: Çizimde görüldüğü üzere Venüs’ün yörüngesi, Dünya’nın yörüngesine kıyasla 3.4 derecelik bir eğikliğe sahiptir.

Bu nedenle Venüs, Dünya’dan bakıldığında her Güneş’in önüne geçtiği zaman onu tutulmaya uğratamaz. Bu geçiş olayı, 243 yıllık döngüler halinde gerçekleşir. Şuan ki döngü ise 8 yıllık arayla iki Venüs geçişi ve ardından 105 ya da 121 yıl sonra bir sonraki geçişlerin gerçekleşmesi şeklindedir.

Eksen Dönüşü

Venüs, diğer gezegenlerin aksine batıdan doğuya değil, doğudan batıya doğru dönmektedir. Saat yönünde dönüş olarak ifade edilen bu eksen dönüşünü gerçekleştiren bir diğer gezegen de Uranüs’tür. Diğer gezegenlerin hepsi saat yönünün tersine, yani batıdan doğuya döner.

Venüs’ün kendi ekseni etrafında bir tam tur dönmesi için 243 Dünya gününün geçmesi gerekmektedir. Yani 1 Venüs günü 243 Dünya gününe eşittir. Bu bağlamda Venüs, gezegenler arasında en yavaş eksen dönüş hızına sahip gezegendir diyebiliriz.

Bu yavaş dönüş ayrıca Venüs’ün şeklini de etkileyerek onun oldukça küresel bir yapıda kalmasını sağlar. Örneğin Dünya kutuplardan basık, ekvatordan şişkin olduğu için tam bir küre değildir. Bunun nedeni ekvator enleminde Dünya’nın dönüş hızı saatte yaklaşık 1670 kilometre olduğundan, merkezkaç kuvveti burada biraz daha etkilidir ve ekvator çapının kutuplar çapına göre 43 kilometre fazla olmasına neden olmuştur. Ancak Venüs’ün kendi etrafında dönüş hızı çok düşük olduğu için şeklinde bir bozulma gerçekleşmemektedir. Kıyas olarak Venüs’ün ekvator bölgesinde dönüş hızı sadece saatte 6 kilometredir. Bu hız, bir insanın yürüme hızına neredeyse eşittir diyebiliriz.

Öte yandan Venüs’ün Güneş etrafındaki bir tam turunu tamamlaması için 225 gün geçmesi gerekir. Bu da bir Venüs gününün(243 gün), bir Venüs yılından daha uzun sürüyor olması demektir.

Eksen Eğikliği

Venüs’ün eksen eğikliği, yörünge düzlemine göre sadece 2.7 derece kadar bir eğime sahiptir. Bu sebepten dolayı gezegende herhangi bir mevsim olayı yaşanmaz.

Venüs’ün Yapısı ve Jeolojisi

Venüs jeolojik yapısı bakımından Dünya’ya oldukça benzemektedir. Çekirdeğinin çapı yaklaşık 3200 kilometre olup üzerinde yavaş bir şekilde dönen sıcak, kayadan oluşmuş bir manto bulunur. Bu mantonun sıcaklığı da gezegenin iç kısımlarındaki yoğun basınçtan kaynaklanmaktadır. Mantonun sürekli hareket etmesinin bir sonucu olarak yüzeydeki ince yerkabuğu da hareket eder ve bu hareket volkanların oluşmasına sebep olur.

Venüs’ün yüzeyinin yaklaşık %80’i düz volkanik düzlüklerle kaplıdır. Yüzeyinin geri kalanının büyük bölümünü ise iki “kıta” parçası oluşturur. Bunlardan birisi gezegenin kuzey yarımküresinde bulunur ve ismi Ishtar Terra olup, Babil aşk tanrıçası İştar’dan gelir. Yüzölçümü yaklaşık olarak Avustralya kıtasıyla aynıdır. Venüsteki en yüksek dağ olan Maxwell Montes dağı da bu yarımkürede bulunur ve yüksekliği yaklaşık 11 kilometredir.

İkinci kıta ise güney yarımkürede bulunmaktadır. İsmi ise Aphrodite Terra olup Yunan mitolojisindeki aşk tanrıçası Afrodit’ten gelir. Kuzey yarımküredeki kıtadan daha büyük olan bu kara parçası, yaklaşık Güney Amerika boyutlarındadır.

Yüzeydeki birkaç küçük çarpma kraterine bakarak Venüs’ün yoğun atmosferinin küçük meteorları yaktığı ve yüzeyinin genç denilebilecek yaşta olduğu tahmin edilmektedir. Bildiğimiz kadarıyla Venüs, Dünya gibi tektonik aktiviteye sahip değildir.

Görsel: Venüs’ün yüzeyinden bir görüntü.

Tektonik aktivite olmamasına rağmen Venüs’ün yüzeyi oldukça genç gözükmektedir. Aşınmış gözüken ve yaklaşık yarım milyar yıl önce gezegenin yüzeyini tekrar şekillendiren bir yıkım olayına işaret eden kraterlere sahiptir. Bundan daha eski bütün yapılar birtakım süreçler tarafından yok edilmiş ve zamanla büyük çarpmalar jeolojik olarak genç yaşta olan bu kraterleri oluşturmuştur.

Venüs’ün Atmosferi

Venüs’ün atmosferi %96.5 ile ağırlıklı olarak karbondioksitten ve %3.5 kadar da nitrojenden oluşmaktadır. Eser miktarda da sülfür dioksit ve diğer gazlar bulunmaktadır. Ayrıca Venüs, sülfürik asit damlacıklarının %75-96’sını oluşturduğu kalın bulutlara sahiptir.

Bu kalın bulutlar, üzerlerine düşen Güneş ışığının yaklaşık %75’ini uzaya geri yansıtmakla birlikte içeri sızan ışınların çoğunu da tutmaktadır. Bu da yüzeydeki sıcaklığın 465 derece gibi aşırı bir değere ulaşmasına sebep olur. Aşırı sıcaklık bir yana Venüs’ün atmosferinin kütlesi, Dünya’nın atmosferinden yaklaşık 93 kat daha fazladır. Yani Venüs’ün yüzeyinde duran birisi, okyanusun 1 kilometre derinliğinde bulunan bir kişinin hissedeceği basınca eş değer bir basınç hissedecektir. Sonuç olarak hem aşırı sıcaklık ve yüksek basınç, Venüs’ü tam bir cehenneme çevirmiştir diyebiliriz.

Manyetosfer

Dünya’ya kıyasla benzer boyuta ve demir çekirdeğe sahip olmasına karşın Venüs’ün manyetik alanı, yavaş dönüşü nedeniyle Dünya’nınkine göre çok zayıftır. Bu nedenle de Venüs’ün bir manyetosfere sahip olmadığı kabul edilmektedir.

Manyetik alanın eksikliği nedeniyle Güneş rüzgarları gezegenin atmosferinin üst katmanlarına kadar nüfuz eder ve önemli bir atmosfer kaybına sebep olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.

Venüs’te Yaşam

Venüs’ün bir zamanlar büyük okyanuslarla kaplı yaşanabilir bir gezegen olduğu bilim insanlarının çoğu tarafından kabul edilen bir görüştür. Hatta bazı uzmanlar bildiğimiz canlılığın ilk orada başladığı, sonradan bir şekilde Dünya’ya ulaşmış olabileceğini de düşünmektedir.

Son zamanlarda yapılan keşifler, Venüs’ün her iki kutbunun üzerinde büyük bir girdap oluşumunun varlığını ortaya çıkardı. Yerden yaklaşık 59 kilometre yukarıda olduğu düşünülen bu oluşumdaki hava basıncı ve sıcaklığın, ölçümlere göre Dünya standartlarına göre oldukça uygun değerde olduğu söyleniyor. Yüksek sıcaklık ve basınçlara dayanıklı canlılar olan ekstromofiller gibi bazı mikroorganizmaların, Venüs’ün atmosferinin bu üst katmanlarındaki düşük sıcaklıklarda yaşayabileceği öne sürülüyor.

Venüs’ün Bir Uydusu Var Mıdır?

Şu ana kadar yapılan gözlemlere dayanarak Venüs’ün bir uydusunun var olmadığını söyleyebiliriz. Ancak bu alana yönelik teoriler, Venüs’ün bir zamanlar bir uyduya sahip olmuş olabileceğini dile getirmektedir. Bu teoriye göre Venüs ile bir gök cisminin çarpışması sonucunda oluşan uydu, tekrar ikinci bir çarpışmayla yörüngesinden saparak Venüs’e çakılmıştır. Hatta Venüs’ün diğer gezegenlerin aksine doğudan batıya olan dönüşünün de bu çarpışmadan kaynaklanmış olabileceği de iddia edilenler arasındadır.

Venüs ile İlgili Bazı Gerçekler

  • Venüs yüzeyinde sıcaklık, gece gündüz fark etmeksizin aynıdır.
  • Venüs gökyüzünde beyaz, çok parlak bir yıldız gibi görünür. -4.14 kadirlik parlaklığıyla Ay ve Güneş’ten sonra en parlak gök cismidir.
  • Dünya’dan daha iç bir yörüngede döndüğü için Venüs hiçbir zaman Güneş’ten 47 dereceden fazla bir açısal uzaklıkta gözükmez.
  • Milattan önce yaklaşık 17.yüzyıllarda Babiller tarafından derlendiğine inanılan Ammisaduqa isimli Venüs tabletlerinde, Babiller’in “Sabah yıldızı” ve “Akşam yıldızı” olarak bilinen Venüs’ü, “gökyüzünün parlak kraliçesi” olarak isimlendirmesi, onun tek bir gök cismi olduğunu anladıklarını gösteriyor.
  • Sovyet dönemi Rusya’sı 1967 yılında Venüs’e ilk defa insansız uzay aracı göndererek tarihte bu görevi gerçekleştiren ilk ülke olmuştur. Ancak gezegene gönderilen bu uzay aracı, Venüs’ün ezici atmosferinin neden olduğu aşırı basınç nedeniyle bir saatten fazla dayanamamıştır.
  • Venüs, antik medeniyetler tarafından yörüngesi tam olarak anlaşılan ilk gezegen olma niteliğindedir.
  • Venüs tarih boyunca sanat ve edebiyat ürünlerinin konusu olmuş bir gezegendir. Homeros, Sappho ve Virgil gibi yazarlar eserlerinde Venüs gezegeninden bahsetmektedir. Ayrıca Vincent van Gogh “Yıldızlı Gece” adlı tablosunda Venüs’ü tasvir etmiştir.

Leave a Reply